ARJANTİN-BUENOS AİRES-BREZİLYA-IGUAZU ŞELALELERİ GÜNEY AMERİKA SEYAHATİ - 14
- ÖMER SUHA TOPALAK
- 10 Tem 2023
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 6 Kas 2023

Seyahatin 14.Günü 01.02.2023 Çarşamba ARJANTİN-BUENOS AİRES-BREZİLYA-IGUAZU ŞELALELERİ
Sabah 05:10 uçağı ile Buenos Aires Ministro Pistarini Uluslararası Havaalanı’ndan Aerolineas Argentinas havayolları ile Cataratas of Iguazu International Airport’a (Iguazu Şelaleleri Havalimanı) Arjantin’in Missiones eyaletine uçuşumuzu yaptık. Havalimanından bir otobüs ile yarım saatte Brezilya sınırına gittik. Iguazu Şelaleleri, Parana nehrinin, Igauzu nehriyle kesiştiği noktada yer alan ve üç ülkeyi birbirinden ayıran doğal bir hudut olarak biliniyor. Bu ülkeler Arjantin, Brezilya ve Paraguay. Sınırda Arjantin’den Brezilya’ya geçiş için pasaport işlemlerini yaptırdık. Corona aşı kartlarını hala soruyorlardı. Sonra sınırdan geçip başka bir otobüs ile Foz do Iguaçu şehrine otelimiz JL Hotel by Bourbon’a doğru hareket ettik. Uçak ve otobüs yolculuğu hep orman manzaralıydı. Ancak Foz do Iguaçu şehri gelişmiş ve oldukça modern binalar var.
Valizlerimizi otele bırakıp doğrudan Iguazu Şelalesi Brezilya Milli Parkına gittik. Benim için bir milat olmuş oldu. Çünkü yıllar öncesinden bu şelaleyi duymuş olmama rağmen görme konusunda şansım olacağını bilemiyordum o yüzden çok mutluyum. Parkın girişinde çok güzel bir satış dükkanı yapılmış. Parkla ilgili hemen hemen her şeyin hediyeliğini yapmışlar ancak bizim paraya çevirince maalesef pahalı kalıyor.
Iguazu Şelaleleri’ni, yerküremizde derin bir çatlak oluşmasına sebep olan volkanik bir patlamaya borçluyuz. Bundan 200.000 yıl önce Parana ve Iguazu nehirlerinin birleştiği yerde oluşmuş. İguazu şelalesi Güney Amerika'nın en büyük 2. nehri olan 4.880 Km. uzunluğundaki Rio Parana üzerinde yer alıyor. Toplam genişliği 2700 m olan Igaçu Şelaleleri'nde, ortalama 1.700 m³/saniye, uzun yağışlardan sonra ve kış aylarında ise 7.000 m³/saniye su, iki basamak halinde 75 metreden dökülüyor.
Bu denli büyük bir şelale dünyanın başka bir yerinde yok. Güney Amerika’nın orta yerinde, Arjantin-Brezilya-Paraguay üçlüsünün kesişim noktasında konumlanan Iguazu Şelaleleri, dünyanın en büyük şelale sistemi olarak kabul ediliyor. Şelale denince aklımıza daha çok Niagara ya da Victoria şelaleleri geliyor olabilir; fakat Iguazu genişlik olarak Victoria’yı uzunluk olarak da Niagara’yı geride bırakıyor. Hâliyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alması da şaşırtmıyor. Sayı olarak 275 civarında şelalenin oluşturduğu bu sistem 3 km uzunluğa erişiyor. Şelale sisteminin hacim olarak yüzde 20’si Brezilya’da, yüzde 80’i ise Arjantin tarafında bulunuyor. Etkileyici ve gür şelaleleri, tropik yağmur ormanları, papağanları, kelebekleri, zengin fauna ve florası ile adeta bir cennet bahçesi. Iguazu Milli Parkı, 2000’den fazla bitki türünü barındıran, yaklaşık 550 çeşit kuş ve memelinin yaşadığı, 70.000 hektara yayılmış bir doğa harikası.
Iguazu’yu ziyaret etmek için en güzel dönem ilkbahar ya da sonbahar dönemleri. Destinasyon olarak ise iki seçeneğiniz var; Arjantin ya da Brezilya. Bazı yorumlara göre Brezilya şelalelerin çok azına sahip olsa da manzaralarının en güzel göründüğü taraf. Devasa boyutlarıyla şelalelerin ve yağmur ormanlarının oluşturduğu büyülü manzaraları bir bütün olarak Brezilya tarafında izleyebiliyorsunuz. Arjantin tarafı ise doğrudan şelaleleri deneyimleyebileceğiniz, yanından geçebileceğiniz, suyun çıkardığı o muazzam sesi dinleyebileceğiniz yer. Brezilya tarafında da Arjantin tarafında da şelalelerin adıyla anılan birer millî park bulunuyor. Bölgede şelaleler 2 farklı isim ile anılıyor. Bunlardan ilki: Cataratas do Iguaçu (Brezilya’da konuşulan resmi dil Portekizce). İkinci isim Cataratas del Iguazu (Arjantin’de konuşulan resmi dil İspanyolca). Portekizce Iguacu ya da İspanyolca Iguazu, her iki kelime de yerel halkın dili olan Guarani dilinde "Büyük Su" veya “Müthiş Sular” anlamına geliyor. Dünyanın en güzel doğa harikası yerleri arasında yer alan Iguazu Şelalesi'ni 1542 yılında İspanyol bir kaşif olan Álvar Núñez Cabeza de Vaca keşfetmiş. [1]
Guarani kültüründe Iguazu’nun bir aşk hikayesi sonucu oluştuğuna inanılıyor. Efsaneye göre Iguazu nehrinde Mboi adında dev bir yılan yaşarmış. Her yıl köylüler Mboi’ye törenle genç bir kız kurban ederler, bu töreni izlemeye bütün kabileler katılırmış. Yine böyle bir seremoni öncesi çevre kabilelerden genç bir delikanlı olan Taroba o yıl kurban olarak seçilen Naipi’ye aşık olmuş ve kurban edilmesini önlemek için onu kaçırmış. Bunu öğrenen Mboi çok öfkelenmiş ve genç aşıkları engellemek için nehrin altında kıvrılarak etraftaki kayaları çatırdatmış, kayaların kırılmasıyla Iguzau şelaleleri oluşmuş. Genç aşıkları cezalandırmak için de onları bir ağaca dönüştürmüş. Şimdi bu ağaçlar nehrin iki yakasında karşılıklı duruyorlarmış. Buna göre akan şelale suları Naipi’nin uzun saçlarını temsil ediyor. Mboi de Şeytanın Boğazı adı verilen en büyük şelalenin altında saklanmakta. Ancak gökkuşağı çıktığında bir köprü oluşturur ve bu sayede iki sevgili birbirine kavuşurmuş. Gökkuşağının renkleri bize aşkın güzelliğini gösteriyor.
Biz otelden hareket edip Hotel das Cataratas, A Belmond Hotel, Iguassu Falls isimli otelin önünde indik. Şelaleye inen patika yol burandan başlıyor. Hava rutubetli ve sıcak ancak şansımıza hava durumu parçalı bulutlu o nedenle bunalmadık. Caminho das Cataratas Brasil isimli seyir terasından Arjantin tarafındaki Viejo Hotel Cataratas otelini, Salto Adán, Salto Bossetti, Salto Bernabé Méndez, Salto Mbiguá isimli şelaleleri, Espaço Tarobá seyir terasından ise Salto San Martín, Salto Escondido, Salto Tres Mosqueteros isimli şelalaleri görme şansımız oldu.
Patikanın devamı sizi Şeytan Boğazı (Garganta del Diablo) denen yere getiriyor. Yaklaşık 80 metreden daha yüksek bir noktadan dökülen ve 14 şelalenin birlikte aktığı Devil’s Throat yani Şeytan Gırtlağı, şelalenin en büyüleyici kısmı. Bu bölgeden, şelaleyi yaklaşık 270 derece ile izleyebilirsiniz. Burada Salto Santa Maria isimli şelalenin üzerinde betondan yürüme yolu yapılmış ve şelalenin en ucuna kadar yürüyebiliyorsunuz. Ancak en uca ulaşmanın bazı riskleri var. Her yerden akan sular rüzgarın etkisi ile sizi baştan aşağı ıslatabiliyor. Allahtan yanımıza yağmurluk almıştık en azından video kameramı ve eşyalarımı koruyabildim. Guruptan bazı arkadaşlar tekne ile şelaleyi yakından görmek için 100 Usd. ödeyip tura katıldılar. Anlattıklarına göre sürat teknesiyle nehirde gidip şelalenin altına doğru girilmiş ve inanılmaz bir ıslanma macerası olmuş ve teknedeki herkes çığlıklar atarak gülme krizine girmiş. Ayrıca helikopter ile şelalenin üzerinde 10 dakika tur atabiliyorsunuz fiyatı sanırım 150 Usd idi. Bizden iki kişi katılmak istedi ancak minimum dört kişi gerekiyormuş.
Iguazu milli parkının Brezilya yakası büyük gagalı tukanlardan, rakun benzeri sevimli koatilere [2] kadar birçok tropik canlıyı doğal ortamlarında görme fırsatı veriyormuş ancak biz ikisine de rastlamadık. Arjantin kısmı küçük tren ile dolaşılabiliyormuş. Ardından köprülerin üzerinden şelalelere yürünüyormuş. Ayrıca ormanın içinde birkaç kilometrelik bir yürüyüş rotası ile irili ufaklı birçok şelaleyi ziyaret ederken Tukan papağanlarına ve binbir renkte kelebeğe rastlamak mümkünmüş.
Biz yaklaşık üç saatin sonunda yorgun bir şekilde otobüse döndük. Sabah erken uçuş için saat üç gibi kalktığımızdan uykusuzlukta bizi yordu. Otelimiz JL Hotel by Bourbon’ a gidip duş alıp dinlenip akşamüstü Fügen hanım ve Dilek hanımla dışarıya yemeğe çıktık. Fazla uzağa gitmeden otelin karşısında Cataratas JL Shopping alışveriş merkezine gittik. Biraz dolaştıktan sonra Madero Steak House Foz do Iguaçu isimli restaurana oturduk. Önce siparişleri beklerken Jabuticaba [3] ve limon içeren Caipirinha [4] içtik. Et olarak ortaya Picanha [5] ve Fillet Mignon Grelhado (Izgara Filet Mignon- Sığır filetosunun iç kısmından kesilmiş kemiksiz parça) ve patates kızartması söyledik. Buranın da etlerinden çok memnun kaldık. Yemekle beraber Chopp Brahma isimli Brezilya biralarından içtik. Kişi başı 124 Brezilya pezosu ödedik, o da kredi kartıma 454 TL olarak yansımış. Tekrar otele dönüp günün yorgunluğunu çıkarmak için istirahata çekildik.
Notlar: Bilgiler www.wikipedia.org ‘dan alınmıştır.
[1] Álvar Núñez Cabeza de Vaca (1488-1559) Yeni Dünya'nın İspanyol kaşifi ve 1527 Narváez seferinden sağ kurtulan dört kişiden biriydi. Bugün ABD'nin güneybatısında sekiz yıl süren seyahati sırasında, 1536'da Meksika'da İspanyol uygarlığıyla yeniden bağlantı kurmadan önce çeşitli Kızılderili kabilelerine tüccarlık ve inanç şifacılığı yaptı. 1537'de İspanya'ya döndükten sonra, ilk olarak 1542'de La relación y comentarios ("Hesap ve Yorumlar") adıyla yayınlanan ve daha sonraki baskılarda Naufragios y comentarios ("Gemi Enkazları ve Yorumlar") olarak yeniden adlandırılan bir kitap yazdı. Cabeza de Vaca, karşılaştığı birçok Amerikan yerlisi kabilesi hakkındaki ayrıntılı anlatımları nedeniyle bazen bir proto-antropolog olarak kabul edilir. Cabeza de Vaca 1540'ta bugünkü Paraguay'a adelantado olarak atandı ve burada Yeni Endülüs'ün valisi ve genel kaptanı oldu. Buenos Aires'in nüfusunu arttırmak için çalıştı ancak kötü yönetimle suçlanarak 1544'te tutuklandı ve 1545'te yargılanmak üzere İspanya'ya nakledildi. Sonunda cezası hafifletilse de Amerika'ya bir daha geri dönmedi.
[2] Kaoti : Nasua, Procyonidae familyasından bir kanguru cinsidir. Yaygın olarak dağ kedisi olarak bilinen iki ek kedi türü Nasuella cinsi içinde yer alır. Nasua, Nasuella'dan daha büyük olması ve daha büyük köpek dişlerine sahip olmasıyla ayrılır. Koatilerin en yakın akrabalarının yaklaşık 10,2 milyon yıl önce ayrıldıkları olingolar olduğunu göstermiştir. Beslenmeleri büyük ölçüde böcekler, örümcekler ve diğer omurgasızların yanı sıra, hassas burunlarını yere dayayarak orman yaprakları arasında ara sıra keşfettikleri küçük omurgalılardan oluşur. Beslenmesini incir (Ficus insipida) ve domuz eriği (Spondias mombin) gibi tercih edilen ağaçlardan mevsimsel olarak elde edilen bol miktarda meyve ile tamamlarlar. Prokyonidler arasında istisnai olarak, coatiler gündüzleri yaşar ve yılın büyük bir bölümünde toplu halde bulunurlar. Dişiler yuva yapar, yavrularını tek başlarına doğurur ve emzirirler, ancak yavrular hareketli hale geldikten kısa bir süre sonra dişiler grup olarak bilinen sosyal gruplar halinde toplanırlar.
[3] Jabuticaba: Brezilya üzüm ağacı, Dünyada 'gövdesinden meyve veren ağaç' olarak tanınan jabuticaba ağacı en çok Brezilya'nın sulak alanlarında yetiştiriliyor. Görüntüsüyle şaşırtan bu ağacın çiçekleri ve meyveleri ağacın hem dallarından hem de gövdesinden çıkıyor. Jabuticaba Brezilya asma ağacının yenilebilir meyvesidir. Morumsu-siyah, beyaz hamurlu meyve doğrudan ağacın gövdesinde yetişir. Çiğ olarak yenir veya jöle, reçel, meyve suyu veya şarap yapımında kullanılır. Meyve kalın kabuklu bir meyvedir ve tipik olarak 3-4 cm çapındadır. Meyvesi kaygan kabuklu bir üzümü andırır. Tatlı, beyaz veya pembe jelatinimsi bir eti kaplayan kalın, mor, buruk bir kabuğu vardır. Meyve etinin içinde, türlere bağlı olarak şekli değişen bir ila dört büyük tohum bulunur. Brezilya pazarlarında yaygın olan jabuticaba büyük ölçüde taze olarak yenir.
[4] Caipirinha: Misket limonu, esmer şeker, cachaça ve kırılmış buz ile yapılan Brezilya kökenli alkollü bir içecektir. Türk asıllı barmenlerin Türkiye'ye gelen Brezilyalı müsterilere Cachaca yerine vodka koyup Caipirinda adıyla satışını yaptığı içecek olarak da bilinir. İçkinin kendine özgü Güney Amerika'da üretilen özel dizaynlı bardakları vardır fakat Türkiye'de genelde çok benzediği için köşeli su bardağı ile servis yapılır. "Caipirinha" ismi Brezilya Portekizcesindeki caipira kelimesinden türetilmiştir. Anlamı "küçük köylü kızı"dır. Çok popüler ve dünyaca tanınan bu içecek, kısaca 'Caipi' olarak da bilinir. Yapılışı: Misket limonu ufak parçalara kesilir. Bardağın içinde esmer şeker ile suyunu bırakıncaya kadar ezilir. Üzerine bardağı dolduracak şekilde kırık buzlar koyulur. Bir çeşit rom olan Cachaca ilave edilir. Bir kaşık yardımıyla karıştırılır, tekrar buz eklenir ve servis edilir. Cachaca yerine alkol olarak votka koyulunca adı Caipiroska, aperol koyulunca adı Caipirol, beyaz rum ile hazırlanınca adı Caipirissima olarak bilinir. Ayrıca alkol koyulmadan misket limonu, şeker ve Gingerale ile de yapılabilir.

[5] Picanha: "Pikanya", İspanyolca'da "burun" anlamına gelen "picaña" kelimesinden türetilmiş bir et kesimidir. Bu et kesimi, sığırın arka üst bacağının üst kısmından alınır ve genellikle Güney Amerika'da popülerdir. Pikanya, özellikle Arjantin ve Brezilya'da meşhurdur. Bu ülkelerde, pikanya eti genellikle ızgara veya rotisserie (çevirme) tarzı pişirilir. Pikanya, sığırın arka bacağından kesilir ve etin lezzetli yağ dokusu içermesi nedeniyle oldukça lezzetlidir. Pikanya eti, pişirme işlemi sırasında etin içindeki yağların lezzet vermesiyle öne çıkar. Bu nedenle, genellikle düşük ateşte yavaş pişirme veya ızgara yapılır. Etin kesilmesi sırasında, sinirlerin çıkarılması gerektiğinden, pişirme işlemi biraz daha dikkat gerektirir.

Kommentare