VAN DOĞU ANADOLU GEZİSİ - 1
- ÖMER SUHA TOPALAK
- 3 Ara 2022
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 20 Kas 2023


Bu kez 2022 senesinde yurtiçinde yaptığım bir geziyi sıcağı sıcağına yazmak istedim. 2021 senesinde yaptığım GAP gezisinden sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da eksik kalan bölgeleri gezmek istiyordum. Bu şans Instagram ile ayağıma geldi. Yine butik bir turu Çanakkale Küçükkuyu kökenli bir tur firmasında buldum. Firmanın gezdirmeyi taahhüt ettiği iller şunlardı: Van-Hakkari-Şırnak-Siirt-Bitlis-Muş-Bingöl- Tunceli-Elazığ. Bu turda da yeni dostlar edindim. Bursa’dan emekli sınıf öğretmeni Şerife Atılgan, Diş hekimi Zerrin Kalfa, Lüleburgazlı Tanju Özgün, İzmir’den müteahhit Necati Acar, Hacettepe Üniversitesinden Selda Gayretli, emekli öğretmen Gülen Bilgütay, Meral ve Ömür Hanım.
1.Gün 17 Ekim 2022 VAN
Sabah Sahiha Gökçen havalimanından 7:45 Pegasus uçağı ile Van’a uçtum. Havalimanında biraz bekledikten sonra turun sahibi ve rehber Ergin Erol ve şöför Taylan bizi karşıladı. İstanbul grubunu Van gölü kıyısında ki Sütçü Kahvaltı Tesislerine bıraktılar. Saat 11:30 gibi kahvaltıya oturduk. Malum Van kahvaltısı çok zengin. Van balı, yoğurt kaymağı, süt kaymağı, yayık tereyağı, cacık, otlu peynir, örme peynir, beyaz peynir, kavurmalı-sucuklu yumurta, siyah ve yeşil zeytin, acuka, sigara böreği, kızarmış patates, domates, salatalık, rafadan yumurta, ceviz reçeli, incir reçeli, helva, murtuğa, kavut. Bizim için değişik olan tadlar şunlardı: 1-Murtuğa; tuzlu peynirle kuymak ve un helvası karışımı yiyecek. Van'da içine yumurta konularak hazırlanıyormuş. 2-Kavut; kavrulmuş ve dövülmüş buğday ununun şeker ya da tatlı yemişle karışımı şeklinde yapılan helva benzeri tatlı imiş ancak bize sunulan sadece kavrulmuş un idi bizim bal veya reçelle yememiz söylendi. Otlu peynirin içindeki otların isimleri: sirmo, mendi, kenger, heliz, nane ve kekikmiş. Tesisin bahçesinden Van gölünü seyrettik. Van Gölü, Nemrut volkanik dağının patlaması sonucu, bölgedeki tektonik çöküntü alanının önünün kapanmasıyla oluşmuş bir volkanik set gölü imiş. Yüzölçümü 3.713 km2, denizden yüksekliği 1646 m, ortalama derinliği 171 m, en derin yeri ise 451 m. imiş. Van Gölü Türkiye'nin büyük gölü olduğu gibi dünyanın en büyük sodalı gölü imiş, ilginç. Suları tuzlu ve sodalı olduğundan yüksek rakıma ve sert kışlara rağmen donmazmış. Gölün doğu bölümünde dört ada varmış: Bunlar; Akdamar, Çarpanak Adır ve Kuş adaları imiş.

Bahçedeki kedi evinde gözleri mavi veya yeşil ya da biri mavi diğeri yeşil olan Van kedilerini sevdik. Bütün illerden uçak ile gelen konuklardan İzmir ekibinin uçağı rötar yapınca havada kapalı olunca insanlar sıkıldı. Uçağın rötarı beklenmediği için günü biraz öldürdük. Doğrusu sırayla inen uçakların yolcularını Van’a bırakıp serbest zaman verip sonra Akdamar Adasına gitmek için belirli bir saatte otelin önünden alınmasıydı. Ama turlarda her zaman aksilikler yaşanır. Sonra bütün ekip 37 kişilik otobüse binip Akdamar adası için Gevaş ilçesi sahiline gittik.
Tekne ile Akdamar Adasına geçtik. Adanın adının nereden geldiğine dair yaygın halk hikâyesine göre, zamanında bu adada yaşayan Ermeni baş keşişin güzelliği dillere destan Tamara adında bir kızı vardır. Adanın çevresindeki köylerde çobanlık yapan bir genç bu kıza âşık olur. Bu genç Tamara ile buluşmak için her gece adaya yüzer. Tamara ise ona gece karanlığında yerini belli etmek için onu bir fenerle bekler. Bundan haberdar olan kızın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle adanın kıyısına iner ve sürekli yer değiştirerek gencin boşuna yüzüp, gücünü yitirmesine neden olur. Yüzmekten gücünü yitirip, yorulan genç çoban boğulur ve boğulmadan önce son nefesiyle "Ah Tamara!" diye haykırır. Bunu duyan kız da hemen ardından kendini gölün sularına bırakır O günden sonra ada Ah Tamara! ismi ile anlatılır. Bu hikâye Ermeni şair Hovhannes Tumanyan anlatımıyla efsaneleşmiş. Havanın düzelmesi ile grubun neşeli insanlardan oluştuğu hemen belli oldu müzikle oynayanlar çoktu. Adaya giriş ücretli bizde 60 TL verip yıllık Müze Kart aldık kiliseye doğru yürüdük.
Adanın güney doğusuna kurulmuş olan kilise, mimari açıdan Ortaçağ Ermeni sanatının en parlak eserleri arasında sayılıyor. Kudüs'ten İran'a kaçırıldıktan sonra 7. yüzyılda Van yöresine getirildiği rivayet edilen Hakiki Haç'ın bir parçasını barındırmak maksadıyla Kral I. Gagik'in emriyle 915-921 yıllarında Mimar Manuel tarafından inşa edilmiş. Kızıl andezit taşından inşa edilmiş olan kilisenin dış cephesinde, rölyef şeklinde işlenmiş zengin bitki ve hayvan motifleriyle, İncil ve Tevrat'tan alınmış çeşitli sahneler bulunmakta. Kilise bu özelliğiyle de Ermeni mimari tarihi içinde eşsiz bir konuma sahipmiş. Akdamar Kilisesinin de 1951'de hükûmet emriyle yıkımı kararlaştırılmış, o dönemde genç bir gazeteci olan ve tesadüfen olaydan haberdar olan Yaşar Kemal'in müdahalesiyle durdurulmuş. On yıllar boyunca bakımsız olarak kalan kilise 2005-2007 döneminde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde Türkiye Ermenileri ve komşu Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesine yönelik bir adım olarak restore edilmiş.
Ben buraya İstanbul İfsak Fotoğraf kulübünde üye iken ve kültür turlarını organize ederken 1998 senesinde gelmiştim ve gerçekten kilise harabe haldeydi. Farkı görmeniz için hemen hemen aynı açıdan çektiğim iki fotoğrafı yazıma ekleyeceğim.
Kilisede 19 Eylül 2010 tarihinde Türkiye Ermenileri Patrikliği Ruhani Meclisi Patrik Genel Vekili Başpiskopos Aram Ateşyan yönetiminde bir ayin düzenlenmiş, bu 95 yıl aradan sonra burada düzenlenen ilk ayinmiş. Akdamar Kilisesi - Surp Haç Kilisesine Jamatun (cemaat evi) denen ön kısımdan girdik ancak içerisi karanlıktı. Sağda bir dilek kuyusu vardı. Sonra yükselen merdivenlerle kilisenin içine girdik. Orası da oldukça karanlıktı. Plan bakımından merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç plana sahip. Orta mekan yüksek kasnaklı, içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülü. Kubbenin yüksek tutulması kilisedeki dikey etkiyi açıkça ortaya koymakta. Kiliseye batı ve güneyden birer kapı vasıtasıyla girilmekte ancak güney kapısı kapalı idi. Kilisenin içerisini de günümüzde büyük ölçüde bozulmuş olan freskler süslemekte. Bu fresklerde Havari figürleri ve genel olarak Hz. İsa ile ilgili konular işlenmiş. Müjde ve ziyaret, Lazarus'un dirilişi ve Kudüs'e giriş sahnesi, göğe yükseliş sahnesi, görünüşün değişmesi (başkalaşım), çarmıha gerilme ve mezardaki kutsal kadınlar sahnesi, cehennemden çıkış (Anastasis) sahnesi, İsa Peygamberin Maria Magdalena'ya görünmesi gibi sahneler var. Apsis’e ahşaptan Mermer Ana resmi olan yeni bir Altar konmuştu. Solda Sütunlu Giriş denen bir bölüm var buradan Katholikos yani Baş Papaz I.Zacharias Şapeli’ne geçiliyor. Cep telefonlarının ışığı ile buraları görebildik. Sonra dışarı çıkıp kilisenin çevresini gezdik. Güneyindeki 18. yüzyıl sonlarında ilave edilmiş olan Çan Kulesi önünde bütün grup ilk fotoğrafımızı çektik. Ben her yöne konmuş olan açıklama plaketlerini fotoğraflayarak anlatılanın ne olduğunu yazıya başlayınca çözmeye çalıştım.
Batı cephesinde yani ön giriş cephesin de en üstte İncil yazarı Aziz Matheus Matta var. Onun altındaki kuşakta çeşitli hayvanlar ve av sahneleri canlandırılmış. Sarmaşık ve üzüm salkımları arasına yerleştirilen figürlerden, ayıyla güreşen avcı, yere çökmüş boğa, ceylan, yavrusunu emziren ayı ve yere diz çökerek okunu atar vaziyette tasvir edilmiş figürler dikkat çekici. Cephenin aşağısında Kral Gagik'i kilise maketini Hazreti İsa’ya sunarken aralarında kutsal hacı tutan serapim melekleri ve iki yanlarında kerubin melekleri varken gösteren bir sahne yer almakta imiş ancak Jamadun (cemaat evi) bu görüntüyü engelliyordu, göremedim.
Güney Cephesinde en üstteki üçgen alınlıkta İncil yazarı Aziz Lukas tasvir edilmiş. En aşağıdaki birinci kuşakta batıdan doğuya doğru gruplar halinde Tevrat ve Incil'de geçen, çoğu Kur'an-ı Kerim'de tekrar edilen peygamber kıssaları var. Hz. Yunus’un gemiden denize atılması, balık tarafından yutulup sonra çıplak ve saçsız olarak karaya çıkarılarak kurtulması ve Ninova Kralına nasihat etmesi, onların üstünde madalyon içinde Aziz Martin Stephanos, Sophanias ve Osoria, İbrahim Peygamber'in İshak'ı kurban etme sahnesi ve gökten inen koç ve tanrının eli. Bu konuları takiben, On Emir'i taşıyan Musa Peygamber, pencerenin altında karşılıklı iki keçi, doğusunda bir aziz büstü ile altında bir melek; tahtta oturan İsa Peygamber, kucağında çocuk İsa'yı taşıyan Hz. Meryem; iki yanında Cebrail ve Mikail; üstte ise madalyonlar içinde aziz ve peygamber büstleri ile büyük bir geyik resmedilmiş. Çan kulesi bazı sahneleri kapatmış. Çan kulesinden sonra sıra ile karşılıklı iki ayı, üstünde kanatlı arslan ve aziz büstü; Ardzruni prensi Aziz Şahak ve kardeşi Vaspurakan Prensi Hamazasp, mitolojik hayvan figürleri ve mücadele sahneleri; pencerenin üstünde Kâhin Eli, doğusunda Vaspurakan Kralı Saul, Davut Peygamber ve en sonda Dev Golyat yer almakta. Davud sapanı ile Kral Goliath’a hücum etmeye hazırlanırken canlandırılmış. Saul’un üstündeki madalyon da peygamber Samuel görülüyor. Cephenin ikinci süsleme kuşağında, asimetrik bir dağılımla yerleştirilmiş ve yüksek kabartma tekniğinde işlenmiş hayvan figürleri ile az sayıda insan başı mevcut. En üst kuşakta ise cephe boyunca uzanan ve doğu cephesindeki kuşağın devamı olan asma sarmaşığı ve iri üzüm salkımları arasında çeşitli pozisyonlarda avı ve ayı avı, arslan, panter, çeşitli kuşlar ve diğer av hayvanları yer almakta.
Kilisenin doğu cephesinde üçgen alınlığın tam ortasında İncil yazarı Havari Yuhanna (loannes Prodromos) yer almakta. Onun altında diğer cephelerdeki kompozisyonlar tekrar edilmiş, asma sarmaşığı zeminli bordürde dikkati çeken en önemli kabartma, cephenin tam ortasında bağdaş kurarak oturan, giysileri, etrafındaki muhafızları ve sembolleri ile sol elinde üzüm tutan ve sağ eliyle kadehini kaldırmış hükümdar tasviridir. Orta Asya ve İslâm sanat üslûbunu yansıtan bu kompozisyondaki hükümdar figürünün Abbasi Halifesi Muktedir olduğunu düşünülmekte. Bu bordürün altında aynı yatay düzlem üzerinde, dokuz adet hayvan başı kabartması yer alıyor. Nişlerin arasında kalan kısımda, madalyon içinde tasvir edilen Hz. Adem figürü dikkat çekici. En altta Vaftizci Yahya, Aziz Gregor (Ermenilerin yol göstericisi), Havari Thaddeus, Havari Bartholomeus, İlyas Peygamber, Aziz Thomas ve Tserafatlı dul kadın figürleri var. Dizi üstüne çökmüş kadın figürü, büyük olasılıkla, çocuğu İlyas peygamber tarafından iyileştirilen Tserefatlı dul Sarepta’dır.
Kuzey Cephesi: Alınlıkta İncil yazarı Aziz Markos yer almakta. Birinci süsleme kuşağı, Samson'un Filistinli'yi öldürme sahnesi ile başlar. Devamında döğüşen horozlar, arslanı öldüren Samson ve denizkızı grubundan sonra, çeşitli hayvanlar ve Kral Hezkiyal, büyük pencerenin iki yanında ise Adem ile Havva'nın yasak meyveyi yemeleri ve cennetten kovulmaları ile yılan görünümünde Havva'yı kandıran şeytan resmedilmiş. Atlı üç aziz figürünü takip eden av sahnelerinden sonra en ateşe atılan üç İbrani genci ile baş aşağı duran iki arslan arasında Daniel Peygamber gösterilmiştir.
Kilisenin arkasında Aziz Stephen Şapeli ve ermeni mezarlığı var. Adanın ucuna doğru bir Türk bayrağı dikilmiş, birde manzara platformu var. Rehber buraları anlatırken adada çok fazla tavşan, kaplumbağa ve Gümüşi Martı olduğundan bahsetti. Gerçekten çevrede bol miktarda geziniyorlar. Araştırma yaparken devletin hazırladığı çok güzel bir Akdamar adası ve kilisesi hakkında Web sitesine rastladım tavsiye ederim. https://www.akdamarkilisesi.gov.tr/akdamar-adasi
Adadan sonra hava karardığı için hızlı bir şekilde Arubani Bedesteni - Urartu El Sanatları Kültür ve Sanat Evine gittik. Burada Erdal Binici isimli usta tarafından açılan işyerinde, Urartular'dan beri bilinen ancak unutulmaya yüz tutmuş Savat gümüş işlemeciliği yeniden canlandırılmış.
Ayrıca Van kedilerine ait kocaman bir ev var. Kedileri sevip isterseniz satınalabiliyorsunuz.
Oradan Royal Berk Otele geçip akşam yemeğimizi yedik. Çorba, pilav üstü et tandır, salata ve tatlı vardı.
Sonra biz Tanju ile beraber çıkıp Van sokaklarını gezdik. Önce Sanat sokağına gittik. Burası Van İpekyolu Belediyesi Atatürk Sanat Galerisi ve Sanat Sokağı imiş. Galeri kapalıydı ancak bahçedeki heykelleri fotoğrafladık. Oradan Şemsiye Sokağa gittik. Balcıları ve eşek sütünden bile sabun satan sabuncuları gezdik. Her yer kafe dolu ancak uykusuz olduğumuzdan otele dönüp yattık.
Comments