ELAZIĞ-ARAPGİR-KEMALİYE-BAĞIŞTAŞ DOĞU ANADOLU GEZİSİ-6
- ÖMER SUHA TOPALAK
- 7 Ara 2022
- 8 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 20 Kas 2023


6.Gün 22 Ekim 2022 ELAZIĞ-ARAPGİR-KEMALİYE-BAĞIŞTAŞ
Sabah Elazığ’dan Keban yönüne yola çıktık. Keban barajını otobüsten gördük ancak sağolsun rehber otobüsü barajın uzağında barajdan çıkan suların altından geçtiği bir köprü üzerinde durdurdu. Köprüyü yürüyerek geçip Fırat Canlı Alabalık Tesisinde çay içtik. Barajı daha detaylı görmek isterdim çünkü babam bu barajın inşası sırasında burada çalışmış.
Tekrar yola devam edip Arapgir’de mola verdik. Kuru bakliyat, kuruyemiş, reçel, meşhur Köhnü üzümü (Köhnü kelimesinin anlamı; iyice olgunlaşmış ve içi esmerleşmiş, yumuşamış meyve demekmiş. Arapgir’de tescillenen üzüm, Öküzgözü ismiyle tanınan üzümün bir alt türü imiş. Yüksek kalitede sofralık ve şaraplık olan üzümünün taneleri mora yakın siyah renge çalıyor, üzümün üzeri gri puslu, oval şekilli, iri çekirdekli ve bol şıralı olmakla birlikte tadı nötüral.) satan mağazaları, sobacı ve nalburları,
Mirliva Ahmet bey Camini (1752 yılında Mirliva yani Tuğgeneral Ahmet Bey tarafından yaptırılmış, tarihi Millet Hanı ve Çarşı Hamamı ile birlikte üçgen bir yapı birliği oluşturuyormuş.) , Millet hanını (Güzel düzenlenmiş tarihi bir mekan, butik otel ve restoran olarak hizmet veriyor. Coğrafi işareti reyhan şerbeti içebilirsiniz.) gezdim.
Sonra Şıhlar, Yaylacık ve Dutluca köylerini geçip nihayet Fırat nehrine ulaştık. Başpınar-Vali Recep Yazıcıoğlu Köprüsünü gördük. Kemaliye-Başpınar arasında Karasu Nehri (Fırat Nehri'nin Kemaliye (Erzincan) ilçesinden geçen kolu) üzerinde yapılan köprüye yapımında Recep Yazıcıoğlu'nun çok emeğinin geçtiği için bu isim verilmiş.
Vali Recep Yazıcıoğlu buralarda çokça sevilen ve anılan bir vali imiş. Tokat, Aydın, Erzincan, Denizli’de valilik yapmış. Sistemin işleyişine sık sık ağır eleştiriler getiren Yazıcıoğlu halkın sistemin içerisinde olmadığını bundan dolayı bürokrasinin hantallaştığı ve bu yüzden yerinden yönetim sisteminin uygulanması gerektiğini dile getirmiş. Erzincan Valiliği sırasında doğa sporları ile uğraşmış ve yörenin doğa sporları turizmine açılmasına katkı sağlamış. Maalesef her iyi insan gibi Eskişehir-Ankara Yolu üzerinde geçirdiği trafik kazası sonucunda 8 Eylül 2003 tarihinde ölmüş. Yazar Ayşe Kulin tarafından kaleme alınan Köprü adlı romandan esinlenilerek çekilen Erzincan Valiliği sırasında yapılması için büyük emek harcadığı Başpınar-Vali Recep Yazıcıoğlu Köprüsü'nün konu edildiği bir dizi film yayınlanmış. Dizide valiyi sanatçı Erdal Beşikçioğlu canlandırmış.
Köprüden sonra Fırat nehri kıyısında giden yolda şahane nehir, dağ ve köy manzaraları eşliğinde Kemaliye eski adıyla Eğin’e vardık. Yerleşim merkezi göl kıyısında 845 metreden başlamakta ve yamaç boyunca 1000-1100 metrelere kadar yükselmekte. Böylece her yerden şahane nehir ve dağ manzarası seyredilebilmekte.
Bölge, M.Ö. II. binyıla uzanan tarihinde Asur, Grek-Pers, Roma-Bizans hâkimiyetlerinde kalmış. Türk boylarının bölgeye yerleşmeleri ise 1058 yılına rastlamakta. Sonrasında Kemaliye’yi de içine alan bölgenin Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlı Devleti ve Akkoyunlular egemenliğine girdiği görülmekte. Osmanlı padişahı Çelebi Mehmed zamanında Osmanlı topraklarına katılmış. Kurtuluş mücadelesinde Mustafa Kemal Atatürk’e olan bağlılıkları nedeniyle Eğin kazasının (kasaba) ismi 21 Ekim 1922 yılında “Kemaliye” olarak değiştirilmiş. 30 Ocak 1923 tarihinde Yunanistan ve Türkiye hükümetleri tarafından nüfus mübadelesi Eğin'de yaşayan Ermenice konuşan Rum Ortodoks azınlık nüfusu'nun tahliyesiyle sonuçlanmış. Selanik yakınlarındaki Diavata'ya ve Yunanistan'ın Evia adasındaki Kastaniotissa'ya (yeni Eğin) taşınmışlar. Bizde şans olarak Kemaliye isminin alınmasının 100. Yıldönümü kutlamalarına denk geldik.
Otobüsle merkezden geçerken bütün resmi binaları ve Atatürk heykelini bayraklarla donatmışlardı. Ayrıca çelenkler ve çevre illerden sporcular, bisikletçiler vardı. Kalabilsek akşama Eğin halayı, folklor gösterisi ve manilerden sunumlar varmış ancak akşama trene binmek zorundayız.
Vakit kaybetmeden hemen şehrin içinden geçip Kemaliyeliler Taş yolu denen yere gittik. Kemaliye ilçesini Sivas'ın Divriği ilçesi üzerinden İç Anadolu'ya bağlamak amacıyla 1870'te inşasına başlanan Taş Yolu, Karanlık Kanyon'un geçit vermeyen kayalıklarını ilkel aletlerle oyan ve adeta iğneyle kuyu kazan yöre halkı tarafından 132 yıllık çalışma sonucu devletin de verdiği destekle 2002'de tamamlanmış. Yöre halkı yaklaşık 100 yıl tamamen insan gücüyle çalışarak yolun ancak 3 kilometrelik bölümünü açmayı başarmış. Dünyanın sayılı kanyonları arasında kabul edilen Karanlık Kanyon boyunca devam eden 10 kilometre uzunluğundaki yol, içinde barındırdığı irili ufaklı 45 tünel, çok sayıda keskin viraj ve uçurumlarıyla her mevsim macera tutkunlarının ilgisini çekiyormuş. Yolun yanından geçtiği Karanlık Kanyon'un yüksekliği yer yer 800 metreyi bulmakta ve çok derin vadilere sahip, günümüzde dünyanın en tehlikeli yolları arasında. Taşyol özellikle off-roadcular, motosiklet ve bisiklet grupları için, Karanlık Kanyon ise "Base Jump" (uçurumdan paraşütle atlama) ve "Wingsuit" (Havada düşüş hızını yavaşlatmak için özel olarak geliştirilmiş bir kıyafet ile serbest uçma) atlayışları için ideal yerlerden.

Ancak üzücü şeylerde olmuyor değil maalesef 2015 yılında gerçekleştirilen Kemaliye şenliklerinde, Karanlık Kanyon'a yaptığı Base Jump atlayışı sırasında feci bir şekilde ölen Ian Flanders'in anısına Eğin çarşı merkezinde bir duvara plaket yerleştirilmiş. Tabelada kendisinin bir sözü yazılı: "I regret not the things I've done, only those I failed to do" "Yaptıklarımdan değil yapamadıklarımdan pişmanım".
Taş yolun girişindeki kafeterya önünden Jeep Safari yapmak için gelen Jeeplere sırayla bindik. Yaklaşık yarım saat Taş yolda ve Karanlık Kanyonda uçurumların kenarından ve tünellerden müzikler eşliğinde oynayarak geçip epey heyecanlı bir Jeep safari yaptık. Burası harika bir yermiş ve ben şimdiye kadar duymamışım. Bir yerde durup fotoğraflar çektik. Nehrin ve kanyonun güzelliği anlatılır gibi değil. Sonra geri dönüp diğer arkadaşların turunun bitmesini beklerken bizde birkaç arkadaşla Zipline yaptık. Zipline, yüksek bir noktadan, alçak bir noktaya bağlanmış çelik halat vasıtası ile emniyet kemeri giyerek kendi ağırlığınızla ve yerçekimi yardımıyla kayma aktivitesi imiş. Çok keyifli bir şekilde kanyonun iki yakasında Fırat nehrinin üzerinde gidip geldik.
Diğer arkadaşlar gelince bu sefer tekne turuna katıldık. Yine Nazife müzik eşliğinde herkesi oynattı. Aynı kanyonu bu sefer nehirden gördük son dönüş noktasında kaptan yukarıdaki ipi gösterdi. İpin yüksekliği 610 m. imiş. Kanyonun bazı yerlerde yüksekliği 1100 m. yi buluyormuş. Dünyanın ikinci en yüksek kanyonu olduğunu söyledi. Atlayacak sporcu bu ipin ortasına kadar makara ile geliyormuş sonrada paraşütünü açıp nehrin ortasına konan yüzer dubaya inmeye çalışıyormuş. Yukarıda bahsettiğim kaza burada olmuş o nedenle Ian Flanders'in anısına bir plaket de buradaki kayalara yerleştirilmiş. Dönüşte kaptan Taş yolu ve Recep Yazıcıoğlu’nun Taş yola olan katkısını, nehirde yüzmesi, su kayağı yapması, dağlara tırmanmasını anlattı. Eğin’de bir Mani Yolu olduğunu ve tabelalarda 125 adet maninin yazdığından bahsetti. Manilerin burada çok olmasının sebebi; müslüman olmayan cemaatlerin önemli bir kesiminin, iskân, mübadele ve kişisel göçle yurtlarını terk etmesi sonucu ticaretin azalması, Kemaliye ve köylerinde, arazinin dağınık ve tarıma elverişiz olması nedeniyle, geçim sıkıntıları artmış ve erkekleri gurbete çıkmaya mecbur kalmışlar. İnsanlar Giresun’a, oradan da vapurla İstanbul’a gitmiş ve bu çetin yolculuk insanların dönüşünü zorlaştırmış. Yıllar süren ayrılıklar gurbet olgusunu artırmış. Ayrılık ve hasret kokan Eğin manilerinin büyük bölümü daha ziyade bu dönemde yazılmış. Kaptan üç Eğin manisi söyledi ve söylediği maniler Eğin’de kalan eşin İstanbul’daki ağasına (kocasına) yazdığı mektupların sonuna yazılıymış.
Önce iyi niyetle başlıyor:
Kurban olam gözlerinin içine,
Ayrı düştük o gidiyor gücüme,
Ela gözlerini sevdiğim ağam,
Sığmadın mı bir Eğin’in içine.
Zaman geçtikçe uyarılar artıyor:
Eğin dedikleri küçük bir şehir,
Ana ben cahilim çekemem kahır,
Yediğim içtiğim ağuyla zehir,
Tez gel ağam tez gel eğlenmeyesin,
Elde güzeller çoktur evlenmeyesin.
Adamın İstanbul’da evlendiğini ve dönmeyeceğini duyunca:
Ahirette İstanbul yok ki kaçasın,
Yalan gerçek defterini açasın,
Sırat köprüsünden geçerken,
Başın döne cehenneme düşesin.
Bu güzel geziden sonra şehre döndük ve Bozkurt Restoran’da yemek yedik. Et kavurma, pilav, cacık ve kadayıf yedim. Hepsi çok lezzetliydi. Sonra hemen şehri dolaşmaya çıktım. Lokantanın, belediyenin ve Yeşil Eğin Otelin bulunduğu tüm binalar aslına uygun olarak restore edilmişti. Kemaliye ilçe merkezinde geleneksel mimarinin 125 örneği, 2 köprü, 2 hamam, 15 ceşme, 1 medrese, 2 kilise ve 10 cami Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kültür varlığı olarak tescil edilmiş ve bu yapıların çoğu bugün hala ayakta imiş.
Eğin Şarküteri’nin reklam tabelasında şunlar vardı: Meşhur Eğin Dut, Deri Tulum Peyniri, Pestil Çeşitleri, Tulum Peyniri, Zeytin Çeşitleri, Keçi Koyun Peyniri, Özel Kumda Kavrulmuş Eğin Leblebisi, Oricik, Taze Kuruyemiş Çeşitleri, Kuru Kaymak Bal, Reyhan, Nane, Kekik, Kemaliye Lök Çeşitleri, Çökelek, Teneke Keçi Koyun Peyniri, Tereyağı. Bunların içinden bilmediğim iki şey vardı: 1-Oricik; bildiğimiz cevizli sucuk demekmiş. 2-Lök ise Kemaliye'de özellikle kış günlerinde vücuda enerji sağlayabilmesi için tasarlanmış yörede yetişen beyaz dut kurusu ve gene yöreden elde edilen cevizlerin taş dibeklerde uzun süre dövülerek macun kıvamına gelmesiyle elde edilen bir tür tatlı imiş.
Yukarı doğru tırmanınca Dörtyol ağzı camiini, hamamını, fırınını, Ethem Ağa Konağını, Lökhane ve kapısında Eğin Yöresel yemekleri yazan Kadı sofrası restoranını gördüm. Lökhane’de tatmam için verdikleri lök boğazıma kaçtı. Çok tatlı ve baharatlı. Evlerin yanlarından ve altlarından dağlardan gelen sular akıyordu, müthiş bir su sesi var. Restoran yenilenmiş bir Eğin konağında imiş. Üstü açık bir avluya bakan beş odadan ve mutfaktan oluşuyor. Menüsünde kesilmiş taze fasulye parçaları, reyhan, mercimek, dövme ve börülceden hazırlanan badişli çorbası, zeytinyağlı kabak çiçeği dolması, etli yaprak sarması ve keşkek varmış ancak ben tok olduğum için tadamadım. Gezmeye devam ettim. Çevrede her türlü meyvenin ağacı var ama özellikle Trabzon hurması denen meyvenin ağacı çok fazla. Evlerin çatıları kimi yerde kiremit kimi yerde saç kaplama ama hepsi kırmızı renkte. Ayrıca evlerin birinci katı taş, üst katları ise ahşap. Orta Camiine gittim. Abdesthane deki tüm musluklar açıktı ve su durmaksızın akıyordu. Kadıgölü parkının altında bulunan Orta Camii’nin, 17. ve 18. yüzyıla ait olduğu sanılmakta. Dört ana ayak üzerine oturan kubbe, caminin tüm tabanına hakim durumda. Yukarıda Taşdibi Camiinin minaresini de gördüm ancak oraya tırmanmadım. Caminin kapısı çok değişik bir ağırlık sistemi ile kapanmakta. Caminin yanından alttaki sokağa merdivenlerle iniliyor. Sokağın ismi Hasan Basri Aktan Sokağı. Kim diye araştırınca Kemaliye doğumlu eski Ulaştırma Bakanlarından ve Kemaliye Kültür ve Kalkınma Vakfı (KEMAV) kurucu ve onursal başkanı olduğunu öğrendim.
Aynı yoldan geri yürüdüm bütün evler, dükkanlar ve diğer binalar restore edilmişti ve hepsine ne olduğu ile ilgili ağaç tabelalar asılmıştı. Manav, market, pastane gibi. Kemaliye Şehir Kulübü yazan kahvehaneye girdim. Ortada soba, pencerelerinde beyaz tüller vardı. Bizden arkadaşlar okey oynuyorlardı. Bisikletçi arkadaşlar dinleniyorlardı. Otobüsü beklerken Ali Demirsoy Doğa Tarihi Müzesi’ni gördünüz mü ? yazan bir tabela gördüm. Araştırınca Kemaliye’nin başka bir hazinesini buldum. 2006 yılında Hacettepe Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ali Demirsoy, Prof. Dr. Aydın Akbulut, Öğr. Gör. Yusuf Durmuş ve Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Erkan Özgür öncülüğünde Erzincan, Kemaliye'de kurulan bir doğa tarihi müzesi imiş. Ali Akın Çok Programlı Lisesi yerleşkesinde imiş. Müzede sergilenen eserlerden bazıları şunlarmış:
· Çeşitli mineraller ve kayalar
· Kemaliye bölgesinden Gastropoda, bivalvia ve echinodermata
· Tek hücreli bitki ve hayvanlar (mikroskop altında gösteriliyormuş)
· Likenler, toprakta yaşayan en eski canlılar
· Kemaliye bölgesinden algler
· Formaldehit ve alkol içerisinde bazı omurgasızlar
· Panellerde herbaryum ve böcekler
· Formaldehit ve alkol içerisinde balıklar, amfibiler, yılanlar ve sürüngenler, kuşlar
· Bölgeye özgü ayı, kurt, yaban kedisi, sansar, dağ keçisi, porsuk, sincap, kemirgen vb. doldurulmuş memeli örnekleri.
· Kemaliye yöresine ait bitkilerin yarısından fazlasının herbaryumu
Bitki fosili sayısı 800, böcek fosili ise 2000 civarında. Müzeye yeni eklenenlerden biri de Ankara Hayvanat Bahçesi'nden getirilen fil iskeleti imiş.
Kemaliye müthiş bir yer ve beni hala şaşırtmaya devam ediyor. Kemaliye yakınında ki iki köyle ilgili de ilginç bilgilere ulaştım.
Yazar ve şair Ahmet Kutsi Tecer’in (1901-1967) ailesi, Eğin'e bağlı Apçağa köyündenmiş ve burada kendi adına bir müze ve kültür evi varmış. Aslında Ahmet Kutsi Tecer’ in babası Apçağa köyünde doğmuş ve Tecer burada hiç yaşayamamış. Hayatı boyunca köyüne karşı büyük özlem duyan Tecer, 1941 yılında baba ocağını ve köyde yasayan akrabalarını ziyaret etmek için köyüne gitmiş. Bu ziyaretinde ailesinden kalan yerlerin başkalarına satılmış olduğunu görünce çok duygulanmış ve “Orda Bir Köy Var Uzakta” Şirini köyüne hasret kalıp gurbette yaşayan herkese hediye ettiğini söylemiş. Köylüler, Ahmet Kutsi Tecer’ in, ” orada bir köy var uzakta ” şiirini bu köy için yazdığını düşünerek, bu kültür evini açmışlar. Ev restore edilerek, köy halkından toplanan eşyalar ile etnografya müzesine dönüştürülmüş.
Birde Kemaliye ilçesine bağlı Ocak Köyü, tarih müzesi, hamamı, kültür merkezi, tiyatro salonu ve helikopter pistiyle Türkiye'nin en modern köylerinden biri olmuş. Her yıl yaklaşık 30 bin turisti ağırlayan köyde, cami ve cemevi de yan yana hizmet veriyormuş. 1994 yılında eğitimci Mustafa Gürer'in katkıları ile o dönemin ilk olma özelliğine sahip bir müze bulunuyor. Yaklaşık 4 bin eserin sergilendiği 2 katlı müze 1996 yılından bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın denetiminde hizmet veriyormuş.
Sonunda Kemaliye’yi bitirdik ve Fırat’ın kolu Karasu nehri üzerindeki Demirköprü’den geçerek İliç tren İstasyonundan Ankara için trene binecektik. Ancak rehber tren geliş saatinin değişebildiğini o yüzden yakınında bir kafe bulunan Bağıştaş tren İstasyonunda beklememizin daha iyi olacağını söyledi. Bizde Bahçecik Kafe ‘de saat 19:00’a kadar bekledik ve tren gelince Ankara’ya hareket ettik. Trenin bir kompartmanını hemen hemen biz dolduruyorduk.
Grubun en yaşlı çiftini eğlence olsun diye kız isteme merasiminden başlayarak yeniden evlendirdik. Baklavalar yendi, çok güldük. Harika bir eğlence oldu. Sabah Şeri ve Zerrin yemek restoranında kahvaltı hazırlamışlar. Saat 11:00 gibi Ankara’ya indik. Bir taksi ile otobüs terminaline geçtik. Oradan saat 13:30’da hareket eden bir otobüsle akşam saat 20:00 gibi İstanbul’a eve vardım. Güzel bir seyahatte böyle sona erdi.
Comments