KUM-KAŞAN-ABYANE-İSFAHAN İRAN SEYAHATİ-4
- ÖMER SUHA TOPALAK
- 4 Eyl 2023
- 26 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 16 Kas 2023

Seyahatin 4. Günü 19.05.2023 Cuma KUM KAŞAN ABYANE İSFAHAN
Sabah kahvaltısından sonra Tahran Homa (Eski Sheraton) otelden İsfahan yönüne hareket ettik.
Yol üzerinde Milad TV Kulesini [1] gördük. Öğrendiğime göre bu kule İslam devrimi sonrası şahın yaptırdığı Azadi Meydanını geçecek bir eser yapmak için ve tasarlandığı dönemlerde gelişmenin göstergesi olarak görülen ticaret merkezinin önemli bir parçası olarak düşünülmüş. Ancak telekomünikasyon için bu kadar yüksek binaya gerek olmadığı zaten işin artık uzaydaki uydularla halledildiği belli olunca da eğlence merkezi ve otel olarak kalmış. Bugün Cuma olduğundan her yer tatil dükkanlar kapalı. Otobanda giderken yaklaşık 50 dakika sonra yol kenarında çiçekçiler gördüm. Sonra solda İmam Humeyni Türbesi’ni [2] gördük. Sanırım çiçekler bu türbe içindi. 1,5 saat sonra ise solda Hoz-e Soltan Tuz gölünü [3] gördük ve yarım saat sonrada Kum kentine [4] vardık.
Kum şehrine mollalar şehri denmesinin sebeplerinden biri Humeyni, Hamaney, Rafsancani ve Hatemi de burada ünlü Fevziye Medresesi’nde yetişmişler. Halen devrimi yöneten ve yönetecek kadrolar burada yetişiyor. Kum şehrinde profesyonel kamera ile çekim yasak olduğundan sadece cep telefonu ile fotoğraf çekebildim. Bizi kuru Kum nehri ve havadan giden tren hattı karşıladı. Aslında trenin gitmesi için yeterli alan olmasına rağmen bunun için bir sürü viyadük inşa etmişler sonrada çalıştıramamışlar öylece kalmış. İran’ın birçok yerinde gördüğüm manzara bu aslında. Her yer inşaat halinde yarım bırakılmış. Sanırım merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında fikir ayrılıkları var. Otobüs ile Fatıma-ı Masume Türbesine direk gidilemiyor. Yoğun ziyaretçi akını olduğundan trafik olmaması için böyle bir çözüm getirilmiş. Aracını şehrin dışında bırakıp bir belediye otobüsüne binmek gerekiyor. Turist olarak geldiğimiz için üzücü ama bir otobüs dolusu kadını indirdiler bizi bindirdiler. Neyse sonunda türbenin yakınına kadar gittik. Yürüyerek kapısına vardık. Ancak içeri girmek için erkekler bölümü ayrı ve üstün aranıyor. Kadınlar bölümü de ayrı orada da üstün aranıyor ayrıca kapanman için çador denen örtülerden veriliyor. Genel olarak yerel halk siyah peçeli. Ama turiste dağıttıkları çadorlar desenli, bizim guruptaki bir kısım hanım alışık olmadığı için üstlerinde taşımakta güçlük çektiler ve bizi güldürdüler. Üstüne birde maske taktırıyorlar kim olduğunu anlaman iyice zorlaşıyor.
Önce büyük bir avluya girdik. Buradan Fatıma-ı Masume’nin [5] türbesinin üzerindeki altın kubbe gözüküyor. İmam ve İmamzade olmadığı halde naaşı için altın kubbeli türbe yapılan tek kadın Hz. Fatımâ imiş. Erkekler için avluda havuzlu abdest çeşmeleri bulunuyor. Avluyu çevreleyen birkaç Taç kapı var ve heryeri özellikle mavi renkli mukarnasları çok güzel işlenmiş. Kimisinin üstünde iki minare var.
Buradan eski Avlu veya İmam Hadi (as) Avlusu olarak da bilinen yere geçtik. Avlu kare şeklinde ancak yedi revaklı ve biri altından. Google Map’de Muhammed Şah Kaçar'ın ve Fath Ali Şah Kaçar'ın mezarının da burada olduğu yazıyor. Bazı çatı süslemeleri de altından.
Bu avludan Fatima Masume Avlusu’na geçiliyor. Özel bir gün olmamasına rağmen oldukça kalabalık. Burada ortada büyük bir havuz var. Yanlarda da sebil şeklinde çeşmeler. Herkes plastik bardaklarla su içiyor. Türbenin olduğu yöndeki taç kapının mukarnasları aynadan yapılmış. Üstünde iki adet minare var.
Sonra ayakkabılarımızı çıkarıp poşete koyup türbeye girdik. Her yer çini ayna ve avize. Mezarın üst kenar süsleri ve üstü altın kaplama. Kenarda türbe muhafızları var. Ellerinde yeşil püsküllü bir süpürge tutuyorlar. Bunlarla insanları yönlendiriyorlar. Bir kısım insanında muhafızlardan bu püskülleri üstlerine sürmesini istediklerini gördüm bu da şefaatin kendilerine sürünmesi içinmiş. Ortalık ibadet eden namaz kılan, kuran okuyan, dua eden insanlarla dolu. Biz tabii türbenin sadece bir yanını gördük öteki yanı kadınlara mahsus. Girdiğimiz yerin tersinden çıktık ayakkabılarımızı giyip tekrar belediye otobüsüne oradan kendi otobüsümüze döndük.
Yaklaşık 1 saat sonra Kaşhan’a geldik. Otobana yakın olduğu için Fin Bahçesine [6] gitmek için otobüsten indik. Bahçenin Finlandiya ile ilgisi yok adı bulunduğu eski köyden geliyor. Ana yoldan ara sokaklara girdik. Burada muhtelif satış tezgahları vardı. Bizde paketli satılan cipsleri burada açıkta kilo ile satıyorlar. Ayrıca resim baskısı yapılmış küçük halılar, defler, dümbelekler, folklorik kıyafetli kadın ve erkek çinileri vardı. Bahçenin dış duvarları ve kuleleri kale gibi ve kerpiçten yapılmış. Pazar yeri gibi bir yere geldik burası epey kalabalık. Çevremiz restoranlar, hediyelik eşya satıcıları, gülsuyu imbikleri, gül suyu şişeleri, ata binenler, sipsi dediğimiz flüt benzerini satanlar, güllerden taç yapıp hanımlara satanlarla dolu.
Nihayet girişe vardık. Giriş ücreti 100.000 İran Riyali. İçerisi çok kalabalık sanırım bugün onların tatil günü olmasından kaynaklı. Fin bahçesinin en önemli ağaçları çoğu 100 ila 470 yaşları arasında ki 579 sedir ve 11 çınar imiş. Fin bahçesinde su unsurunun kullanılmasının temel nedeni özellikle konut dışı alanlarda yaz mevsiminde havayı soğutarak ve suyun müziğini rezonansa sokarak huzur yaratmakmış. Ortada içinde bir sürü fıskiye olan uzun ince bir havuz var, su buraya daha büyük bir havuzdan ulaşıyor. Sonra üstü kapalı ama içinde kocaman delik olan bir havuzlu bir mekana geliniyor. Burası Safevi Köşkü (Safevi shotor galou) imiş.

Buradaki havuzda içine atılmış kağıt ve bozuk paralar var. Aslında havuzun ortasında, yerden iki metre derinlikte deve boynuna veya S harfine benzeyen kilden bir borunun bulunduğu bir delik bulunmakta. Borunun bu özel şekli, suyun havuzun ortasındaki açıklıktan basınçla dışarı çıkmasına neden oluyor ve ziyaretçiler bu su basıncının havuzun ortasındaki pınardan kaynaklandığını düşünüyormuş. Turistler ve bazı vatandaşlar bu göle para atıyor ve paranın deliğe düşmesi halinde dileklerinin gerçekleşeceğine inanıyormuş.

Tekrar dışarıya başka uzun ama geniş yine içinde bir sürü fıskiye olan bir havuzun olduğu alana geliniyor. Bu havuzun bitimindeki derin olmayan havuzda 160 delik var ancak yosun tutmuş. Buranın adı Hoz-e-Joosh. Bu deliklerin görevi, birinci delik çeşme görevi görüyorsa ikinci deliğin su emme işini yapması imiş. Bu sayede bu havuzlarda taşma olmaması için suyun giriş çıkışlarının aynı olmasına yardımcı olan yaklaşık 80 çeşme ve 80 emme deliği bulunmakta imiş. Sistemin tasarımcısı 10. yüzyıl ve Safevi döneminin ünlü matematikçisi Ghiyasuddin Jamshid Kashani imiş ve Pascal'dan iki yüz yıl önce yüzey farkı yasasını kullanmış ve dünyanın doğal eğiminden yararlanmış.

Sonra Kerim Han Halveti, Şahnişin ve Su dağıtımı denen müziklerin çaldığı helva, cevizli sucuk, fıstık ve Faloodeh (7) gibi ürünlerin satışı yapılan ve insanların kenarlarına oturup ayaklarını soktuğu bir su kaynağın bulunduğu bir yere geliyorsunuz.
Buradaki tabelada şöyle yazıyor:

“Su dağıtımı : Süleymaniye kaynak suyunun yarısı Fin Bahçesi'ne bu noktadan girmektedir. Buradan giren su eskiden Zananeh kaynağı olarak bilinirdi ve suyun bir kısmı şahnişin altındaki bir yeraltı kanalı aracılığıyla Hoz-e-Joosh'a doğru akardı. Süleymaniye kaynak suyunun bir başka kısmı doğuya doğru akarak Qajarid shotor galou'ya (Kaçar Köşkü) girer. Suyun bir diğer kısmı ise çapraz bir yeraltı kanalı aracılığıyla Safevi shotor galou'suna (Safevi Köşkü) yönlendirilir.”
Süleymaniye kaynak suyu Dandane dağı adı verilen bir kayadan yerden fışkıran 7.000 yıllık bir pınar ve bazı kişiler bu pınarın Hz. Süleyman'ın bir mucizesi olduğuna inanıyor ve bu nedenle eski çağlardan beri Süleymaniye olarak anılıyor. Bu muhteşem ve tarihi kaynağın suyu her zaman sabit ve her koşulda saniyede yaklaşık 360 litre. Temel olarak su seviyesinin yıllık yağış miktarına bağlı olmadığı söylenebilir! Ve en ilginç nokta Süleymaniye kaynağının suyunun sıcaklığının her zaman 25 santigrat derece olması, bu nedenle sıcak mevsimlerde soğuk, soğuk mevsimlerde ılık gibi geliyormuş. Bu kaynağın suyu son derece pürüzsüz ve temiz olmasına rağmen içerdiği tuzlar nedeni ile içmeye uygun değilmiş.
Buradan harika tavan süsleri yani yine üstü kapalı ve ortasında havuz olan bir mekana geliyorsunuz burası ise Kaçar Köşkü (Qajarid shotor galou). Buradaki havuzda bozukluk ve kağıt paralarla dolu. Duvarlarda Kaçar hanedanından Fath Ali Şah'ın 18 oğlunun freskleri var.

Devam edildiğinde Kaçar dönemi hamama geliniyor. Kapıdaki açıklamada şöyle yazıyor:
“Hamamlar her zaman İran bahçelerinin bir özelliği olmuştur. Hamamlar sadece temizlik için kullanılmamış, aynı zamanda Hana-Bandan - İran Kına Gelin Partisi gibi törensel işlevlere, flebotomi (kan alma), kırık çıkık gibi tıbbi işlere ve hatta eğlenceye yönelik işlevlere de sahip olmuştur. Ancak Şah Abbas Safevi döneminde inşa edilen Safevi Hamamı sadece yıkanmak için kullanılıyordu. M.S. 1811 yılında Kaçarlar döneminde bahçeye Feth-i Alişah Hamamı eklenmiştir. Safevi Hamamı'nın yanına inşa edilen bu hamam, eski hamamın hafta içi bahçe personeline tahsis edilmesine ve hafta sonları halka açık bir hamam olarak hizmet vermesine neden olmuştur. Kaçar Hamamı Şah ve saray mensuplarına ayrıldığı için Kraliyet Hamamı olarak anılmaya başlandı. Amir Kabir'in [8] Safevi Hamamı'nda öldürüldüğünü de belirtmek gerekir. Ayrıca, kolay erişim için iki hamamın ocağın yanındaki bir koridorla birbirine bağlandığını bilmek de ilginçtir.”
Hamamın içinde duvarlar belimize kadar mavi çini ile kaplı. Hamamın içinde Amir Kabir, hamamcı ve cellatların heykellerinin olduğu Amir Kabir’in [8] öldürülmesinin canlandırıldığı geniş bir alana sonra yine bir sürü koridor geçip Amir Kabir’in şehit edildiği yer yazan küçük bir küvetin olduğu alana geliniyor. Koridordan devam edince de bizim soğukluk dediğimiz alanlara geçiliyor. Sonrada diğer hamamdan dışarı çıkılıyor. Fin bahçesinden çıktığımızda kalabalık meydanda yeşil renkli belediye otobüsleri ile dış görünüşü bir kaleyi andıran üstü açık bir turist otobüsü vardı.

Bizde aynı yoldan geri yürüyüp otobüsümüze binip öğle yemeği için Melal isimli restorana gittik. Burada da fiks menü 400.000 İran Riyali’ne yiyebildiğin kadar yiyorsun. Çorba salata kebap tavuk pilav var. Lezzet açık büfe olduğundan orta karar.
Tekrar otobüs bu sefer yönümüz Borujerdi Evi. Kaşan, Borujerdi, Tabatabaei, Bakuchi, Abbasiyan, Mozaffari, Ameri, Akhavan, Sharifian, Mahinestan Raheb, Manuchehri, Ameriha House,Taj, Hoseini and Bani Kazem gibi tarihi ev ile dolu. Amir Kabir caddesi üzerinden Qazi Asadollah meydanı yönüne dönüp oradan Buhara meydanına, en sonunda Mellat Parkının ve Celali Kalesi [9] surlarının olduğu Alavi caddesinde otobüsten indik. Burada da tarihi binaların uzağında inip yürünüyor ya da faytona biniliyor. Biz görerek yürümeyi tercih ettik bir kısmı faytona bindi.
Selçuklu surlarını ve Celali Kalesi'nin dış kısmında yer alan ve Yakchal [10] doğal buzdolabı denen kubbe şeklindeki yapıyı dışarıdan gördük. Sultan Emir Ahmed Hamamının [11] olduğu sokağa girdik.
Borujerdi evi [12] hamama çok yakın sokağın içinde ancak dışarıdan şaşası pek anlaşılmıyor. Kapısı basit, iki yanında at üstünde mızrakla hayvan öldüren savaşçı kabartmaları var. Giriş ücreti 150.000 Riyal. Dar bir girişten içeri giriliyor ve karşınıza yüksek duvarlı büyük bir avlu, ortada dikdörtgen uzun bir havuz, iki katlı ortası büyük bir taç kapıya benzeyen, çatısında Badgir denen rüzgar kuleleri olan bir bina çıkıyor. Burasıda kalabalık.
Havuzun yanından binaya ulaşıyoruz içine girince müthiş bir kubbe ve müthiş duvar işçiliği ve sanatı gözler önüne seriliyor. Bol miktarda insan figürü çinilerde, boyalarda ve kabartmalarda gözlemleniyor. Yazmak yeterli değil en iyisi fotoğrafları incelemeniz. Bir köşede kitap satan bir bölüm var ancak turiste çok fiyat söylüyorlar o yüzden alamadım. Hanımların başı yarıya kadar açık. Bir ara yaşlı bir İranlı kadın bizim guruptaki Urfa’dan gelen türbanlı bir hanımın kollarından tutup epey uzun bir vaaz verdi ancak Farsça olduğu için anlayamadık. Rehber daha sonra açıkladı. Kadın biz kırk yıldır kurtulmaya çalışıyoruz siz neden kapanmaya çalışıyorsunuz demiş. Bu da ülkelerin acı gerçekleri.
Otobüse geri dönerken yol üzerinde Eski Maden ve Metal Bakanı Mohammad-Hossein Mahloujchi’nin büstü vardı.
Tekrar otobüse binip tüm çevrenin çorak toprak olduğu Persian Gulf Highway yani otoban üzerinden yaklaşık 40 dakika sonra Abyaneh köyü ayrımına geldik. Normal yoldan 23 dakika gittikten sonra Akbaba dağları yönüne döndük. Bizi ilk karşılayan Selçuklu Hanjan Kalesi [13] oldu. Daha sonrada Tareh köyü ve Tareh Köyü Şehitleri Anıt Müzesini gördük. Bu köyden çıkan dört pilot İran Irak savaşında şehit olmuş. O yüzden müzenin çatısında gerçek eski bir F4 Fantom savaş uçağı vardı.
Dağ yönüne döndükten yarım saat sonra Abyaneh köyüne [14] ulaştık. Bu halkın bu kadar sapa yere yerleşme sebepleri 7.yy. Araplar saldırdığında Zerdüştlerin bir bölümü İslam dinine geçmemek için bu dağlara ve arasındaki vadilere kaçmışlar. Bu durum onların dil ve geleneklerini korumalarını sağlamış. Yol üzerinde kapıları olan bir sürü sığınak, mağara benzeri yerler gördük. Rehber bunların evlerin küçük olması nedeniyle ürünlerin saklandığı depolar olduğunu söyledi. Hayvan barınmasının yanı sıra kışlık erzak ve gereksiz eşyaların saklanması için de kullanılıyormuş. Köye yaklaşınca buranın turistik bir yer olduğunun ispatı Abyaneh Grand Restaurant Hotel’i gördük.
Köyün merkezinde otobüsten inip 100.000 İran Riyali girişi ödeyip arkadaşım Bekir ile hemen köyün içine daldık. Çok ev olmasına rağmen ortada fazla insan yok. Sebebi yoğun turist akını nedeniyle evden çıkmamaları ve halkın çoğunun şehirlere göç etmesi imiş. Köyde şimdi az sayıda yaşlı insan yaşıyormuş. Her yer toprağın içerdiği demir oksit yüzünden kırmızı boyalı kerpiç evlerle dolu. Arada baya görkemli evler var. İlginç olan köyde doğal gaz olması, bütün kapılarda tesisat görünüyor. Evlerin arası sokak denmeyecek, iki kişinin zor geçtiği, araç girmeyen, dar geçitlerden geçilerek geziliyor. Ağaç kapılar çok güzel. Kimi evin çatısı diğer evin verandası olmuş. Sokaktan diğer sokağa evlerin altından dar tünellerden geçiliyor.
Sonunda ana sokağa çıkabildik. Burada simsiyah olmuş büyük kazanlarda çorba ve çaydanlıklarda çay kaynatılıyordu. Oradan sonra Nareh su Reservuarını [15] ve Parzaleh Camiini [16] gördük.
Bir şeyler satan yaşlı kadınlar her ne kadar rejim siyah giyinmeye zorlasa da çiçekli ve renkli kumaşlardan yapılmış uzun gömlekler, erkekler ise siyah kumaştan yapılmış geniş ve uzun bir pantolon (David veya Debit, Bakhtiari) giyiyorlardı.
İmamzade Yahya ve İsa’nın türbelerine [17] ulaştık. Ortasında havuz var ve güney terası ağaçtan çok eski bir revak. Türbenin içindeki imamzade soyundan insanların mezarları önce gördüklerimize göre oldukça basitti.
Oradan çıkınca yerel kıyafetli küçük bir kız ve fötr şapkalı yine yerel kıyafetli bir adam gördüm.
Otobüse binip 2 saat sonra gece İsfahan Piroozy Hotel’e vardık. Otelin resepsiyonun da daha önce otelde kullanılmış fotokopi makinası, telefon santrali, kahve makinesi, daktilo, dikiş makinesi, telefon, müzik aletleri, televizyon, yazar kasa gibi eski makineler sergileniyordu.
Eşyaları bırakıp İsfahan’da gece yürüyüşüne çıktık. Otel İmam Hüseyin meydanı, metro istasyonu ve saat kulesi olan İsfahan Belediye Binasına çok yakın. Belediye binasının yanındaki trafiğe kapalı mermer Sepah sokağından yürüyerek Nakş-ı Cihan Meydanına ulaştık. Burayı yarın detaylı gezeceğiz.
Beheshti Nejad caddesindeki ışık tünelinin içinden ve çok enteresan modern heykellerin olduğu bir parktan geçip tekrar İmam Hüseyin meydanına döndük. Rehberimiz bizi çay içirmek için Abbasi Oteline götürmek istedi. O nedenle Chaharbagh Abbasi [18] isimli sadece yayalara açık bulvara girdik.
Polo oynayan at üzerinde bir adam ve Sheikh Baha'i [19] heykelini gördüm. İsfahan Müzik Müzesini geçip Chahar Bagh İlahiyat Okulu ve Negah resim ve görsel sanatlar müzesi arasındaki Abadegah sokağına girip Abbasi otele ulaştık. İran beni şaşırtmaya devam ediyor. Gelişimiz geç olduğundan otelin çay bahçesi kapanmıştı bizde dinlenmek için aynı yoldan otele geri dönüp istirahata çekildik.
Merhaba, açıklamalar için yazıdaki sayının üzerine tıklarsanız açıklamaya gelirsiniz. Açıklamadaki sayıyı tıklarsanız yazının ilgili bölümüne geri dönersiniz.
Aşağıdaki kaynaklardan yararlanılmıştır.
İran Gezi rehberi – Zafer Bozkaya
İran Yolculuğu – Sarı Otobüs-1 – Özcan Yurdalan
Golestan Palace – The Everlasting Heritage - Davood Vakilzadeh
Büyülü Bir Yolda (İran, Pakistan, Hindistan, Nepal) - Işıl Özgentürk
Anadolu'ya ve İran'a Seyahat - Josaphat Barbaro
Chardin Seyahatnamesi - İstanbul, Osmanlı , Gürcistan, Ermenistan, İran 1671 - 1673
Deylem'den Dersim'e (İran'a Seyahat) - Ali Kaya
Portekizli Seyyahlar - İran,Türkiye,Irak,Suriye ve Mısır Yollarında - Salih Özbaran
XVII.Asır Ortalarında Türkiye Üzerinden İran’ a Seyahat - J.B. Tavernier
Şemseddin Günaltay - İran Tarihi
Gene R. Garthwaite - İran Tarihi - Pers İmparatorluğundan Günümüze
Josef Wiesehöfer - Antik Pers Tarihi
AÇIKLAMALAR:
[1] Milad Kulesi: (Borc-e Milad), İran'ın başkenti Tahran'ın Merkezi semtinde bulunan dünyanın en yüksek 6. gökdelenidir. 2000 yılında yapımına başlanan Milad Kulesi, 2007 yılında tamamlanmış ve 2008 yılında hizmete açılmıştır. Yapının çatıya kadar olan yüksekliği 315 m'dir. En uç kısmına kadar olan yükseklik ise 435 m'dir. 345. metrede 12. kat ve teras yer almaktadır ve teras katında Tahran manzarasını rahatça izlemek mümkündür. Milad Kulesi, Muhammet Rıza Hafizi (Yadman Sazeh İnşaat Şirketi) tarafından İran ve İslami geleneklerine göre doğu tarzı bir yapı olarak tasarlanmıştır.
[2] Ruhullah Humeyni Türbesi : Türbe Ayetullah Ruhullah Humeyni, eşi Hatice Sakafi ve ikinci oğlu Ahmed Humeyni, eski Cumhurbaşkanı Ekber Haşimi Rafsancani, eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hasan Habibi, Korgeneral Ali Sayad Şirazi, İran Devrimi figürü Sadık Tabatabaei ve milletvekili Marzieh Hadidchi gibi bazı siyasi figürlere ev sahipliği yapmaktadır. Türbe Tahran'ın güneyinde Behesht-e Zahra (Zehra Cenneti) mezarlığında yer almaktadır. Humeyni'nin 3 Haziran'daki ölümünün ardından 1989 yılında yapımına başlanmıştır. Halen yapım aşamasındadır, ancak tamamlandığında 20 km2 (4.900 dönüm) bir alana yayılan, bir kültür ve turizm merkezi, İslami çalışmalar için bir üniversite, bir ilahiyat okulu, bir alışveriş merkezi ve 20.000 araçlık bir otoparkı barındıran bir kompleksin merkezi olacaktır.
[3] Hoz Sultan Gölü: Yaklaşık 240 km2'lik alanıyla “Kraliyet Gölü” olarak da bilinen Hoz Sultan Gölü, Alborz sıradağlarının güneyinde yer alıyor. Gölün büyüklüğü ve şekli, yılın farklı mevsimlerindeki su girdisine ve yağış miktarına göre farklılık göstermektedir. Hoz Sultan Gölü İran'ın kalbinde büyük bir ayna gibidir. Deniz seviyesinden 820 metre yükseklikte olup, gölün tüm yüzeyi hemen hemen aynıdır. Genellikle çevredeki tuzlu bataklık arazilerin içinden geçen Hoz Sultan Gölü'ne çok sayıda nehir girmektedir. Bu nehirler arasında “Şur Nehri” ve “Karaçay”ı sayabiliriz. Kum'un gezi yerlerinden biri olan bu göl, Kum şehrinin 40 km kuzeyinde, Tahran'ın 85 km güneyinde ve Basra Körfezi karayolunun kenarında yer almaktadır. Kum-Tahran'dan 35 kilometre uzakta göle giden toprak bir yol var. Ayrıca gölün içinde arabaların bataklığa batmasını ve gölün tuzunu çıkartmasını önlemek için kullanılan bir yol da bulunuyor. Bu göl, bol miktarda tuz içermesi nedeniyle genellikle “tuz gölü” olarak anılır, ancak çok daha büyük olan “tuz gölü” Kum'un güneydoğusunda yer alıyor. Hoz Sultan Gölü'nden her yıl büyük miktarda tuz çıkarılmaktadır. Hoz Sultan Gölü kalıcı bir göl olmayıp yılın birçok ayında kurumaktadır. Bu nedenle bu gölü ziyaret etmek için en iyi zaman gölü görebilmeniz için sonbahar, kış ve ilkbahar aylarıdır.
[4] Kum : İran'da Kum Eyaleti'nin yönetim ve İsnâaşeriyye mezhebinin eğitim merkezi konumunda olan şehirdir. Kum, dünyada İran İslam Devrimi'nin temellerinin atıldığı ve başladığı kent olarak ünlenmiştir ve Mollalar Şehri veya Ayetullahlar Kenti olarak da bilinir. Şiîlerce kutsal sayılan ve İsnâaşeriyye mezhebinin On İki İmam’ın sekizincisi İmâm Ali er-Rızâ’nın kız kardeşine ait Fatıma bint Musa el-Kâzım türbesi de bu kenttedir. Şehrin medreselerinde 30.000'e yakın molla eğitim görmektedir ki devrimi kuran ve koruyan mollaların tamamına yakını bu şehirde yetişmektedir.
[5] Hazret-i Fatımâ Masume Türbesi (Haremê Hazret-i Fatımâ Masume), İran'ın Kum kentinde bulunan bir türbedir. Başta İslam'ın Şii itikadına bağlı Müslümanlar olmak üzere, özellikle İran, coğrafyasında yaşayanlar için önemli bir yere sahiptir. Asıl adı Fatıma bint Musa el-Kâzım olan Fatımâ-ı Masume, 12 İmamlar’dan 6. İmam olup Şiî Caferîlik mezhebinin de kurucu imamı olan Cafer-i Sâdık’ın torunu, 7.’si olan Musa el-Kâzım’ın kızı ve 8.’si olan Ali er-Rızâ’nın kız kardeşi olan Fatımâ’dır. Fatımâ-ı Masume (Fatımâ binti Musa el- Kâzım) miladi 22 Mart 790 günü Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiş ve İran’a yaptığı bir seyahat esnasında Saveh kentinde rahatsızlanarak, miladi 7 Kasım 816 günü burada, öldüğü yer olan Kum şehrinde gömülmüştür. Vefât ettiğinde henüz 26 yaşındaydı. Mimari: Hazret-i Fatımâ Masume Türbesi, altunî renkte 3 kubbeli ve 6 minareli bir cami olup, 410 bin m²’lik bir alanı kaplar. İçinde, Fatımâ Masume'nin naaşının bulunduğu türbenin alanı ise 38 bin m²’dir. Toplam 3 avlulu olan ve 3 büyük dua salonu barındıran caminin içinde, namaz kılınması için bir değil 3 mescîd bulunmaktadır ve her mescîdin ayrı bir ismi bulunmaktadır. Bunlar; Tabatabaî, Bala Ser ve Âzâm mescidleridir.
[6] İran'ın Kaşan kentinde bulunan Fin Bahçesi (Bagh-e Fin), tarihi bir Fars bahçesidir. Kaçarlı başbakan Amir Kabir'in 1852 yılında Kral Nasereddin Şah tarafından gönderilen bir suikastçı tarafından öldürüldüğü Kaşan'ın Fin Hamamı'nı içerir. 1590 yılında tamamlanan Fin Bahçesi, İran'da günümüze ulaşan en eski bahçedir. Bahçenin kökeni Safevi döneminden öncesine dayanıyor olabilir. Bahçenin bugünkü haliyle yerleşimi, İran Kralı I. Abbas (1571-1629) döneminde, Kaşan'ın birkaç kilometre güneybatısında yer alan Fin köyü yakınlarında geleneksel bir bagh olarak inşa edilmiştir. Bahçe, Safevi hanedanı döneminde, İranlı Abbas II'ye (1633-1666) kadar daha da geliştirilmiştir. Fat′h Ali Shah Qajar döneminde oldukça tanınmış ve önemli ölçüde genişletilmiştir. Bahçe daha sonra bakımsızlıktan muzdarip olmuş ve 1935'te İran'ın ulusal mülkü olarak listelenene kadar birkaç kez hasar görmüştür. Unesco, 18 Temmuz 2012 tarihinde bahçeyi Dünya Mirası Alanı ilan etmiştir. Bahçe, dört dairesel kuleli surlarla çevrili bir ana avlu ile 2,3 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Bu dönemin birçok İran bahçesine uygun olarak Fin Bahçesi'nde çok sayıda su öğesi bulunmaktadır. Bunlar bahçenin arkasındaki yamaçta bulunan bir kaynaktan besleniyordu ve su basıncı sayesinde mekanik pompalara ihtiyaç duyulmadan çok sayıda sirkülasyon havuzu ve fıskiye inşa edilebiliyordu. Bahçe çok sayıda selvi ağacı içermekte ve Safevi, Zandiye ve Kaçar dönemlerinin mimari özelliklerini bir araya getirmektedir.

[7] Faloodeh : Şiraz’a özgü olan bu tatlı, sıcak yaz günlerinin vazgeçilmezidir. Eriştenin dondurulması ve üzerine vişne, çilek gibi şurupların ilave edilmesi ile yapılıyor. Bu tatlıyı İran'da herhangi bir tatlıcıda ya da dondurmacıda bulmanız mümkün.

[8] Mirza Taghi Khan-e Farahani (Amir Kabir ) (1807-1852), Amir-e Nezam veya Amir Nezam unvanıyla da bilinir, hükümdarlığının ilk üç yılında Naser al-Din Shah Qajar'ın başbakanıydı. Yaygın olarak "İran'ın ilk reformcusu", İran'a "kademeli reform" getirmeye çalışırken "haksız yere öldürülen" bir modernleştirici olarak kabul edilir. Başbakan olarak birçok Babi'nin (A) öldürülmesini ve hareketin kurucusu Bab'ın idam edilmesini de emretmiştir. Hayatının son yıllarında Kaşan'daki Fin Bahçesi'ne sürgün edildi ve 10 Ocak 1852'de Nasırüddin Şah Kaçar'ın emriyle öldürüldü. Nassereddin Şah'ın başbakanı olan ve "Emir Kabir" olarak bilinen Muhammed Taghi Farahani, İran'ın kalkınmasında büyük etkiye sahip olmuş ve Darül-Fünûn'nun kuruluşu da dahil olmak üzere orduyu organize edip yenileyen, Karaç suyunu bölen, saray mensuplarının haklarına dikkat çeken ve zamanında birçok önemli kültürel ve siyasi çalışmaya imza atmıştır. Şah Kaçar'ın gözünde popüler olmasına ve memnun etmesine rağmen, yine de etkili düşmanları vardı. Şahın annesi ve Bakan Ali Khan Maragha’i (B) sonunda Amir Kabir'in başbakanlık görevinden alınmasına ve Kaşan'a sürgün edilmesine neden olurlar. 40 gün süren sürgünden sonra Nasereddin Şah pişman olur ve Emir Kabir'in saraya dönebilmesi için ona bir elbise gönderir. Fakat Emir Kabir'in düşmanları boş durmaz ve Nasereddin Şah sarhoş olunca bu fırsattan faydalanırlar. Sarhoş olan Şah'tan Amir Kabir'i öldürmek için imza alırlar. Cellatlar hemen Kaşan'a gider ve Fin Bahçesi'ne vardıklarında Amir Kabir’i banyo yaparken bulurlar. Kralın Amir Kabir hakkında verdiği kararı okurlar. Amir Kabir, eşini ve çocuklarını son kez görmeyi, birkaç satır vasiyetname yazmayı ve iki rekat namaz kılmayı ister ancak tüm istekleri reddedilir ama ölüm yolunu seçme hakkı verilir ve Amir Kabir, bilek damarının kesilmesini yavaş yavaş ölmesi için hamam görevlisinin damarını sıkmasını ister ancak Amir Kabir'in ölümünden emin olması gereken katiller, hayatını kaybetmesini beklemeden bir bezle boğarlar. Amir Kabir'in 20 Aralık 1230'da vefatından sonra Kaşan'da yedi günlük yas ilan edilir ve naaşı İmamzade Habib İbn Musa Kaşan'a defnedilir. İki yıl sonra Emir Kabir'in karısı cesedini topraktan çıkarır ve İmam Hüseyin'in türbesine gömülmek üzere Kerbela'ya taşır.
(A) Báb (Alí Muḥammad) (1819 - 1850) Babiliğin Mesihçi kurucusu ve Bahai Dini'nin merkezi figürlerinden biri. Kaçar İran'ında Şirazlı bir tüccardı. 1844 yılında 25 yaşındayken Tanrı'nın elçisi olduğunu iddia etti. Gizli İmam'ın vekiline atfen Báb (/bɑːb/; Arapça:"Kapı" anlamına gelir) unvanını aldı ve İslami yasaların ve geleneklerin yürürlükten kaldırılmasını ve yeni bir din kurulmasını öneren dini bir devrim başlattı. Alt sınıflar arasında popüler olmasına rağmen, ortodoks din adamlarının ve hükümetin muhalefetiyle karşılaştı ve sonunda kendisini ve Bábíler olarak bilinen binlerce takipçisi idam edildi. Báb, yeni bir sosyal düzenin fikirlerini ve yakında yeni bir ilahi elçinin geleceğine dair vaadini tanıttığı çok sayıda mektup ve kitap yazdı. Sanat ve bilim öğrenmeyi teşvik etti, evlilik, boşanma ve mirası düzenlemek için reçeteler verdi ve gelecekteki bir Bábí toplumu için asla uygulanmamış kurallar koydu. Birkaç ayaklanmada hükümet ile kendilerini savunan Bábíler arasında çatışmalar yaşansa da, Báb takipçilerine barışçıl olmayı ve kılıçla din değiştirmemeyi öğretti. Bâb, irtidat (Bir müslümanın İslâm dininden çıkması anlamında fıkıh terimi) suçundan 9 Temmuz 1850 sabahı kurşuna dizilmek üzere hapsedildiği kışlanın avlusuna götürüldü. Binlerce insan onun idamını izlemek için toplandı. Bab gövdesinden bir duvara asıldı ve askerlerden oluşan büyük bir idam mangası ateş etmeye hazırlandı. Batılı diplomatlar da dahil olmak üzere çok sayıda görgü tanığı önünde ateş emri verildi. Anlatımlar ayrıntılar konusunda farklılıklar gösterse de, hepsi ilk yaylım ateşinin Bâb'ı öldüremediği konusunda hemfikirdi. İkinci bir atış mangası getirildi ve ikinci bir ateş emri verildi. Bu kez Bâb öldürüldü. Bâbi ve Bahai geleneğinde, ilk yaylım ateşinin Bâb'ı öldürmemesinin bir mucize olduğuna inanılır. Naaşından arda kalanlar uzun müddet muhafaza edilip en nihayetinde 21 Mat 1909 tarihinde İsrail-Hayfa'daki altı odalı taştan yapılı bir ziyaretgaha gömüldü. Bâbîliğin devamı sayılan Bahâîlik, Mirza Hüseyin Ali (1817-1892) tarafından kurulmuştur. “Bahâullah” (Allah’ın nuru) olarak anılan Mirza Hüseyin, Mirza Ali Muhammed’in görüşlerini benimseyerek hareketin yeni lideri oldu. https://dinveilim.com/babilik-ve-bahailik/

{B) Ali Han Maragha'i (1807-1867 Nasereddin Şah Kaçar'ın (hükümdarlık dönemi 1848-1896) erken hükümdarlığı sırasında farrash-bashi (saray bakanı) olarak görev yapan 19. yüzyıl İranlı bir yetkiliydi. Ali Han, Hüseyin Han Mukaddem Marağa'nın oğluydu. Kaçarlara ilk askeri operasyonlarında yardım etmiş olan Marağa'nın Mukaddem aşiretinin bir üyesiydi. Ali Han çok genç yaşta, Kaçarların Marağa valiliği sırasında prens Muhammed Mirza'nın (geleceğin hükümdarı Muhammed Şah Kaçar) altında golam-bacha (saray uşağı) olarak çalışmaya başladı. Muhammed Mirza'nın 1834 yılında veliaht olarak atanmasının ardından Ali Han onun şandukdarı (gardırop ustası) olarak atandı. Muhammed Mirza'nın aynı yıl içinde şah olarak taç giymesi, Ali Han'ın hvansalar (kraliyet evinin şefi) olarak atanmasına yol açtı. Ali Han, hem eski başbakan Emir Kabir'in idamındaki rolü hem de ilk Babilere (A) yaptığı zulümle tanındı. 1865/66'da Ali Han'a vezir-i vezayif ve evkaf (dini vakıflar bakanı) görevi verildi ve 1866/67'de kendisine ayrıca Hemedan valiliği verildi. 1 Ağustos 1867'de Tahran'da öldü ve Kum'a gömüldü. Oğulları önemli devlet görevlerinde bulundular; en tanınmışı Kaçar tarihi üzerine bir dizi önemli kitap yazan Muhammed Hasan Han E'temad os-Saltaneh'di.
[9] Celali Kalesi ve Selçuklu Suru: Bu surlarının tarihinin Hicri 5. yüzyılın ortalarına yani Selçuklu dönemine kadar uzandığı tahmin ediliyor. O dönemde Meciduddin Abolqasem Kashani adında tanınmış bir kişi bu surların inşasını emretti. Celali Kalesi, Sultan Celaleddin Melik Şah Selçuklu'nun emriyle yaptırılmış ve bir zamanlar Kaşan şehrinin idari merkezi olmuştur. Celali Kalesi ve Selçuklu surları sadece Selçuklular döneminde değil Safeviler döneminde de şehrin ve halkın koruyucusu olarak kullanılmış ancak bu yapıların zirve günleri Kaçarlar döneminde sona ermiştir. Celali Kalesi, Selçuklu surlarının hemen yanında yer almakta olup, şehir surlarına bağlanacak şekilde güney duvarı şehir surları olacak şekilde inşa edilmiş ve tamamının etrafına hendek kazılmıştır. Toplam 8 kulesi vardır.
[10] Yakhchāl (Farsça "buz çukuru"; yakh "buz" ve chāl "çukur" anlamına gelir), buz yapan eski bir buz evi türüdür. Celali Kalesi'nin dış ve iç kısmında yer alan ve Selçuklu doğal buzdolapları olarak bilinen kubbe şeklindeki iki yapı vardır. Geçmişte bu iki yapının suyu Akbaba Dağı'ndaki kaynaklardan sağlanıyordu ve Kaşan şehri halkı et, süt ürünleri ve buzlarını bu doğal dolaplarda saklıyordu. Bu buz evleri öncelikle, iklimleri soğuk ile sıcak çöl bölgeleri arasında değişen Dasht-e Lut ve Dasht-e-Kavir çöllerinde bulunurlar. Günümüz İran, Afganistan ve Tacikistan'ında yakhchāl terimi modern buzdolaplarını ifade etmek için de kullanılmaktadır. Yapı tipik olarak yer üstünde kubbeli bir şekle, yer altında bir depolama alanına, gölgelik duvarlara ve buz havuzlarına sahipti. Genellikle buz depolamak için ancak bazen buz üretmenin yanı sıra yiyecek depolamak için de kullanılırdı. Yeraltındaki boşluk ve ısıya dayanıklı kalın yapı malzemesi, depolama alanını yıl boyunca yalıtıyordu. Bu yapılar çoğunlukla İran'da antik çağlardan beri inşa edilmiş ve kullanılmıştır. Kayıtlar, bu yapıların MÖ 400'lere kadar uzanan bir geçmişte inşa edildiğini ve yüzlerce yıl önce inşa edilen pek çok yapının halen ayakta olduğunu göstermektedir. Pers mühendisler, genellikle yakınlarda üretilen buzu depolamak için çölde yakhchāl'lar inşa etmişlerdir. Yakınlarda üretilen ve yakhchāl'larda depolanan buz, yıl boyunca, özellikle sıcak yaz günlerinde, yiyeceklerin korunması,ikramların soğutulması veya faloodeh ve sorbeler gibi geleneksel Pers tatlılarının yapılması gibi çeşitli amaçlar için kullanılır. Yaygın ticari soğutma teknolojisi nedeniyle birçoğu yıllar içinde bozulmuş olsa da, düşük enerjili konut tasarımı ve sürdürülebilir mimaride ilham kaynağı olarak bunlara olan ilgi yeniden canlanmıştır. Bunların koni şeklindeki, 18 m. yüksekliğindeki binaları, muazzam yalıtımları ve yanlarından aşağıya doğru spiral çizen sürekli soğutma suları yaz boyunca buzu donmuş halde tutmaya devam etmektedir. Bir yakhchāl'ın mühendisliği, buharlaşmalı soğutma ve ışınımsal soğutma fiziğinden ve kurak, çöl ikliminin düşük bağıl ve mutlak nem oranına sahip olmasından faydalanacak şekilde optimize edilmiştir. Düşük bağıl nem, buhar basıncı farkı nedeniyle buharlaşmalı soğutmanın verimliliğini artırır ve düşük mutlak nem, havadaki su buharı aksi takdirde bunu engellediği için ışınımsal soğutmanın verimliliğini artırır. Ayrıca, yüksek rakımlarda olduğu gibi bazı çöl iklimlerinde sıcaklıklar geceleri donma noktasının altına düşer. Tasarımları genellikle üç bölüme ayrılır: buz evi veya rezervuar, gölge duvarları ve buz çukurları veya havuzları. Binanın ikonik, uzun, konik şekli, güneş bacası etkisini optimize etmek içindir ve kalan ısıyı binanın en üstündeki açıklıklardan yukarı ve dışarı yönlendirmek için bir konveksiyon akımı oluşturur. Bu pasif süreç sayesinde, yakhchāl içindeki hava dışarıdan daha serin kalmaktadır. Aynı zamanda bina, soğuk havanın yapının tabanındaki girişlerden içeri girmesine ve yakhchāl'ın en alt kısmına inmesine izin verir: hacmi 5.000 m3'e kadar olan büyük yeraltı alanları. Yakhchāl, sarooj adı verilen suya dayanıklı eşsiz bir harçtan inşa edilmiştir. Belirli oranlarda kum, kil, yumurta akı, kireç, keçi kılı ve külden oluşan bu harç, ısı transferine karşı dirençlidir ve tamamen su geçirmez olduğu düşünülmektedir. Bu malzeme tüm yıl boyunca etkili bir yalıtım görevi görür. Sarooj duvarları tabanda en az iki metre kalınlığındadır.Genellikle bir qanat'a (İran su kemeri) erişimleri vardır ve bazen kare veya yuvarlak şekillerde çamur veya kerpiçten inşa edilmiş bâdgirlerle (rüzgâr kesiciler veya rüzgâr kuleleri) donatılmıştır; üst kısımdaki menfezler soğuk havayı içten, dikey olarak yerleştirilmiş ahşap çıtalar aracılığıyla aşağıdaki suya veya yapıya yönlendirir. Bir bâdgir aynı zamanda bir baca işlevi de görebilir, sıcak havayı tepeden dışarı atar ve soğuk havayı bir taban açıklığından veya bağlı bir qanattan içeri çeker (qanat içindeki hava yeraltı akışı tarafından soğutulur). Bir yakhchāl'ın buz evinin buharlaşmalı soğutmadan yararlanmasını sağlayan ve yapıyı ortam sıcaklığının çok altında serin tutan da bu yapıdır. Yapının içindeki buz, buz katmanlarını ayırmak ve birbirlerine yapışmalarını önlemek için genellikle tahta ve saman kullanılarak ayrılırdı. Ayrıca, çoğu tasarımda alt kısımda qanat'a geri bağlanan veya sadece drenaj için bir kuyu görevi gören bir delik bulunurdu. Yakhchāl'ların inşa edildiği çoğu bölgede gölgeli ve gölgesiz alanlar arasındaki sıcaklık farkları genellikle yaklaşık 15 ila 20 °C'dir, bu da gölge duvarlarını üretim ve depolama için gerekli kılmanın yanı sıra işçilere buz hasadı için ekstra zaman kazandırır. Gölge sağlamanın yanı sıra konveksiyon kayıplarını en aza indirmek için yakhchāl'ın yakınına genellikle doğu-batı yönünde, bazen 15 m. çoğu zaman da 10 m. yüksekliğinde bir duvar inşa edilir. Yükseklikleri nedeniyle, duvarların tabanı genellikle önemli ölçüde daha kalındı ve bazı tasarımlarda duvarlar yükü desteklemek için kemerli ve/veya payandalıydı. Su genellikle bir qanattan bir yakhchāl'a kanalize edilir ve bu yakhchāl kumanya havuzlarını doldurmak veya buzhanedeki buharlaştırmalı soğutmaya güç sağlamak için kullanılır. Gelen su duvarın kuzey tarafı boyunca kanalize edilir, böylece duvarın gölgesindeki ışınımsal soğutma suyu yakhchāl'a girmeden önce soğutur. Buz daha sonra ya duvarların örttüğü buz havuzlarından ya da rezervuarda depolanmak üzere yakındaki dağlardan getirilir. Birçok yakhchāl'da buz havuzları bulunurdu. Bu havuzlar ya yakhchāl'a buharlaştırmalı soğutmanın çalışması için gereken suyu sağlamak, böylece buzun kolayca hazırlanabilmesi veya içindeki depolama birimlerine taşınabilmesi ya da buz üretimi için inşa edilmiştir. Bazen bu havuzlar kare şeklinde, yaklaşık 100mx10m boyutlarında ve 40-50 cm derinliğinde, yansıtma havuzuna benzer kanallardı.
[11] Kasımi Hamamı olarak da bilinen Sultan Emir Ahmed Hamamı ( Hammam-e Sultan Amir Ahmad), İran'ın Kaşan şehrinde bulunan geleneksel bir İran hamamıdır. Safevi döneminde, 16. yüzyılda inşa edilmiştir; ancak hamam 1778 yılında bir deprem sonucu hasar görmüş ve Kaçar döneminde yenilenmiştir. Hamam adını, türbesi yakınlarda bulunan İmamzade Sultan Emir Ahmed'den almıştır. Yaklaşık 1000 m. bir alana sahip olan Sultan Amir Ahmad Hamamı iki ana bölümden oluşmaktadır: sarbineh (soyunma salonu) ve garmkhaneh (sıcak banyo salonu). Sarbineh büyük sekizgen bir salondur ve ortasında dış bölümden 8 sütunla ayrılmış sekizgen bir havuz vardır. Garmkhaneh'de dört sütun vardır, bunlar etrafta daha küçük yıkanma odaları ve ortada khazineh'e (son yıkanma odası) giriş bölümü oluşturur. Hamamın içi turkuaz ve altın çini işçiliği, alçı işçiliği, tuğla işçiliği ve sanatsal resimlerle dekore edilmiştir. Hamamın çatısı, dışarıdan gizlenirken hamama yeterli aydınlatma sağlamak için dışbükey camlar içeren çoklu kubbelerden yapılmıştır.
[12] Borujerdi Evi, İran'ın en ünlü ve önemli tarihi evi ve Kaşan'ın en turistik müzelerinden biridir ve geleneksel İran mimarisinin bir sembolü olarak anılmaktadır. Mimar Üstad Ali Maryam Kaşani tarafından 1857 yılında zengin bir tüccar olan Borujerdi'nin hanımı için inşa edilmiştir. Gelin, yine aynı mimarın birkaç yıl önce inşa ettiği Tabâtabâî Evi'nin varlıklı sahibi Tabâtabâî ailesinden geliyordu. Borujerdi Evi, fıskiyeli havuzlu bir avlu ve iki katlı bir eyvan (balkon) da dahil olmak üzere İran'ın geleneksel konut mimarisinin biruni ("dış", kamusal alan) ve andaruni ("iç", özel bölümler) özelliklerinden oluşmaktadır. Ana salonun tepesinde bir tür merkezi kubbe olan bir khishkhan bulunmaktadır. İkisi ana salonun, biri de giriş alanının üzerinde olmak üzere 40 metre yüksekliğinde üç rüzgârgülü de evin üzerine dikilmiştir. Ev sıva, cam işçiliği ve ayna işçiliği ile dekore edilmiştir ve tanınmış ressam Kamal-ol-Molk'un fresklerine sahiptir. Hicri on üçüncü yüzyılın sonunda Seyyid Hasan Natanzi, (Borujerd şehrine yaptığı birçok geziden dolayı Borujerdi olarak tanındı) Seyyid Cafer Tabatabai'nin kızına aşık oldu ve ona evlenme teklif etti. En büyük halı tüccarlarından biri olan ve Tabatabai evinde yaşayan Seyyid Cafer Tabatabai, bu evliliği kabul etmek için bir şart koşar. Seyyid Hasan'dan kızına uygun ve kendi evi gibi bir ev inşa etmesini ister. Seyit Hasan şartı kabul eder. İç avlunun inşası 7 yıl, ana salonun tamamlanması ise 11 yıl sürer. Bu ev, orijinal İran mimarisinin ihtişamını ve güzelliğini temsil etmektedir. Boroujerdi evinin çekici ve göz alıcı noktalarından biri de Sania Al-Molk ve Kamal Al-Molk'un sanatını ve yaratıcılığını izlemektir. Bu konaktaki resimler ve alçı işleri bu iki ünlü İranlı sanatçı tarafından yaratılmış ve uygulanmıştır ve estetik ilkeler açısından İran sanatının bir başyapıtı olarak bilinmektedir. Bu büyük tarihi konağın her yerinde İran'ın özgün sanatı görülebilir ve bu sınır bölgesinin kültürünü, medeniyetini ve görkemli tarihini anımsatır. Bu konağın resimleri bile özel bir şekilde ve farklı yöntemler kullanılarak yağlı boya ve sulu boya ile yapılmıştır. Bu evin alanı 1700 m2 olup altyapısı 1000 m2. 2 dış ve iç bölüm, 2 ana ve ikincil giriş, giriş holü, koridor, avlu, yazlık, kışlık konut, mutfak, kapalı avlular ve büyük yer altı yerlerinden oluşmaktadır. Boroujerdi'nin evi iki katlı ve güney kısmında 3 katlı bir kiler var. Kaşan'ın çölün kalbinde yer alan bir şehir olması nedeniyle, geçmişten günümüze binaların mimarisinin yılın sıcak mevsimlerinde evin içini serinletecek, soğuk ve kış mevsimlerinde ise sıcak tutacak şekilde yapılmasına çalışılmıştır. Boroujerdi evi, bu bölgenin iklim koşullarına uygun olarak, yazın en sıcak günlerinde serin ve hoş havanın çatının arkasındaki rüzgarlıklardan kilerlere yönlendirilerek evin içini çok dengeli ve hoş hale getirecek şekilde tasarlanmış ve inşa edilmiştir. Boroujerdi evinin en önemli ve ana bölümü yazlık konuttur ve ana girişin önünde ve güneşin arkasında yer alır. Bu bölümde ana salon, iki oda, iki yan koridor, bir ana iç mekan, bir kraliyet salonu bulunmaktadır. Merkezde güzel tepe pencereleri ve duvar süslemeleri olan bir kubbe vardır. Bu bölümün duvarları, mümkün olan en güzel şekilde bir araya getirilmiş ve her izleyicinin dikkatini çeken Rus tarzı resimler ve olağanüstü sıvalarla doludur.
[13] Hanjan Kalesi: İsfahan ilinde, Henjan köyündeki turistik Abianeh köyüne 20 km uzaklıkta yer almaktadır. Bu kerpiç ve kil yapının inşası Selçuklu dönemine kadar uzanmaktadır ve yaklaşık 2600 m2. bir alana sahiptir. Yeraltı dahil 4 kat üzerine inşa edilen ve 100 odası bulunan bu kale, geçmişte Moğollar ve Afganlar da dahil olmak üzere çeşitli etnik grupların saldırılarına karşı sığınak olarak kullanılmış. Ama şimdi sadece kalıntılar kalmış.
[14] Abyaneh: İsfahan eyaletine bağlı Natanz İlçesi'nin Merkez İlçesi'nin Barzrud Kırsal Bölgesi'nde bir köydür. 2016'daki son nüfus sayımı 147 hanede 301 kişilik bir nüfus olduğunu gösterdi. Köy Natanz'ın 38 kilometre kuzeybatısında, Akbaba Dağı'nın eteklerinde yer alır ve İran'ın en yüksek yerleşim yerlerinden biridir. Bu köyün deniz seviyesinden yüksekliği 2160 m. olup, soğuk ve ılıman bir iklime sahiptir. Abyaneh, yerli mimarisi ve çeşitli tarihi binaları, kıyafetleri ve dili ile dünyanın en özgün köylerinden birisidir. Köyde halen Eski Pehleviceye benzer bir dil konuşulmaktadır. Ayrıca bu dil Avesta diline en yakın yaşayan dildir. Abyaneh köyü kerpiç mimarisiyle her sene birçok turistin ilgi odağı olmaktadır. Uzmanlar 4.500 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu tahmin ediyorlar ve burayı İran'ın çöl kenarındaki en eski insan yaşam alanlarından biri olarak görüyorlar. Abyaneh'deki tarihi eserler ve anıtlar Sasani, Selçuklu, Safevi ve Kaçar dönemlerine aittir. Evler tamamen Borzroud Nehri'nin kuzeyindeki dik yamaç üzerine inşa edilmiştir. İlk bakışta Abyaneh, dört kata kadar çıkabilen çok katlı bir köye benziyor. Ahşap kanatlı pencerelere sahip odalar iyi donanımlıdırlar ve genellikle ilgi çekici manzaralar sunan dar ve karanlık sokaklara bakan ahşap balkonları ve verandaları vardır. Evlerin dış cephesi kırmızı toprakla kaplıdır. Bu köyde dik yamaçlarda gerekli evleri inşa etmek için yeterli alan bulunmadığından, her ailenin köye bir kilometre uzaklıktaki tepelerde, yol kenarında ve yol kenarında mağara benzeri bir depo inşa etmesi adettendir. Tepelerin göbeğine kazılan, dışarıdan sadece kısa ve mütevazı kapıları görünen bu mağaralar, hayvan barınmasının yanı sıra kışlık erzak ve gereksiz eşyaların saklanması için de kullanılıyor. İnsanlar geleneksel yöntemlerle yönetilen tarım, bahçecilik ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Kadınların çoğu ekonomik konularda erkeklerle işbirliği yapıyor. Bu köyde tarla ve bahçelerin sulanmasında yedi sıra su kemeri kullanılmaktadır. Elma, erik, armut, kayısı, badem ve ceviz başta olmak üzere buğday, arpa, patates ve her türlü meyve bu köyün ürünleridir. Son yıllarda Abyaneh'te halı dokumacılığının yaygınlaşmasıyla birlikte burada 30'a yakın halı dokuma atölyesi kuruldu. Geçmişte Abyaneh kadınlarının yüksek maaşlı işlerinden biri olan dokumacılık, artık terk edilmiş durumda. Bölgenin dağlık yapısı ve yerlerinin yoğun nüfuslu merkezlere ve iletişim yollarına uzaklığı nedeniyle Abyaneh halkı yüzyıllar boyunca tecrit edilmiş bir şekilde yaşamış ve bunun sonucunda birçok etnik ve geleneksel gelenek ve görenekleri, eski dilleri ve lehçeleri korumuştur. Abyan halkının dili Kuzeybatı İran dillerinden biridir ve elbette zaman içinde pek çok değişim ve dönüşüme uğramıştır ve artık lehçelerinde sadece birkaç orijinal Pehlevi kelimesi duyulabilmektedir. Geleneksel giyim hala aralarında yaygın ve bunu sürdürmeye önem gösteriyorlar. Erkekler için siyah kumaştan yapılmış geniş ve uzun pantolon (David veya Debit, Bakhtiari erkek pantolonu), kadınlar için ise çiçekli ve renkli kumaşlardan yapılmış uzun gömlektir. Abyaneh kadınları genellikle beyaz şallar giyerler.
Harpak ateş tapınağı : Abyaneh'in en eski tarihi eseri köyün diğer yapıları gibi yamaçta yer alan ateş tapınağıdır. Abyaneh ateş tapınağı, dağ topluluklarında inşa edilen Zerdüşt tapınaklarının bir örneği olarak kabul edilmiştir.
Abyaneh'in üç kalesi vardır: 1-Abyaneh'in güneybatısında yer alan ve Bala ve Yusmon mahallelerine ait olan Pal Hamone veya Takhthaman. Bu kale yaklaşık 200 yıl önce yapılmış olup, yapım belgesi de mevcuttur. Bu belgede kalenin inşasında halkın katkısı belirtilmektedir. 2-Köyün kuzeydoğusunda bulunan Hurdeh mahallesine aittir. 3-Köyün kuzeybatısında bulunan ve Pol mahallesine ait olan Paleh. Bu kaleler, insanların yerel isyancılara karşı kendilerini korumak için inşa ettikleri ve sırayla onları korudukları isyan dönemleriyle ilgilidir.
Tapınaklar: Hinza tapınağı Bu tapınak Abyaneh'in güneydoğusunda dar bir vadide yer almaktadır. Bu vadinin kayalıklarının ortasında, önünde İmamzade binasının inşa edildiği bir oyuk bulunmaktadır ve oyuk, bir mağara gibi türbe binasının bir parçası haline gelmiştir. Görünüşe göre bu türbe Musa bin Cafer'in kızı Bibi Zübeyde Hatun'a ait. Bölge sakinleri, Bibi Zabideh Khatun'un arandığını ve Abyaneh halkının onu bu odada barındırdığını, ardından Hanjan köyüne götürdüğünü söylüyor. Hanjan'da kendisine ait büyük bir türbe de inşa edildi. Hinza türbesi aslında Bibi Zubaidah Khatoon'un geçişidir. Bazıları da bu türbenin Anahita zamanına ait olduğunu söyledi. Halkın inancına göre burası mucizevi bir yerdir ve burada özel bir tören yapılır.
Şehzade Yahya ve Şehzade İsa'nın Türbesi : Abyaneh'in doğusunda, Hurde mahallesinde yer alan bu türbe, İmam Musa bin Cafer'in çocukları Prens Yahya ve Prens İsa'nın türbesi olup, köydeki yapılardan farklı olarak merkezi bir avluya ve büyük bir çeşmeye sahiptir. Köyün ana kolunun suladığı derenin ortasında yer alır. Bu türbenin turkuaz çinilerle kaplı sekizgen bir kubbesi vardır. Türbenin revağı yakın zamanda restore edilen yazıtlarla süslenmiştir. Güney verandası Abyaneh'in güney tepesine bakmaktadır. Türbede yazı yoktur, ancak binanın çatısında binanın onarım tarihleri ve şiirler, mısralar yazmaktadır. Tavan tahtalarının arkasında geçmişte arpa, buğday gibi her türlü tahılın fiyatının olduğu söyleniyor. Türbenin güney verandasında da eski bir ahşap minber bulunmaktadır. Bu türbe 2006 yılında Abianeh halkı tarafından yeniden inşa edildi.
Camiler: Abyaneh'de on bir cami var, bu eski camilerden birine Abyaneh Jame Camii (takma adı Miandeh) deniyor. Jame Camii: Bu cami "Mion Deh" mahallesinde yer alır ve iki neflidir, eski nef kısa bir kapıyla ana sokağa açılmaktadır. Zemini ahşap neflidir. Bu şapelin güney duvarında Abiyaneh köyünün değerli tarihi eserlerinden biri olan, yapım tarihi H. 477'ye kadar uzanan eski bir ahşap sunak bulunmaktadır. Bu mihrabın üzerine çiçekler ve çalılar oyulmuştur ve Kufi'nin belirgin çizgileriyle "Yas" Suresi işlenmiştir. Bazıları bunun çivi yazısıyla da yazıldığına inanıyor. Selçuklu dönemine ait ahşap bir minberi bulunan ve inşa tarihi H. 466 olan bu minberin üzerinde çiçek ve çalı motifleri, sekiz yapraklı çiçekler ve kufi yazıyla kitabeler bulunmaktadır. Orada Caminin girişi de çiçek ve çalılarla, belirgin çizgilerle oyulmuştur. Bu kapı bir kez çalındı. Bu caminin yeni nefi, ortasında tavan lambası bulunan geniş bir salondur. Bu salonda başlıkları oymalı sütunlar bulunmaktadır. Bu salonun tavanı ceviz ağacından yapılmış ve düzenli geometrik desenlerle çerçevelenmiştir. Bu çatı akbaba tipindedir (geniş akbaba kanadı şeklindedir) ve üzerinde Kur'an ayetlerinin yazıları bulunmaktadır. Haccatgah Camii, Parzaleh Camii, Panjah Ali Camii, Yusmon Camii, Bibi Zubidah Hatun Camii
[15] Nareh Reservuarı: Rezervuar, İran'ın çoğu bölgesinde insanların içme suyu ihtiyacını karşılamak ve su depolamak amacıyla inşa edilen yer altı su depolarından biridir. Rezervuarlar aşağıda belirtilen mimari unsurlardan oluşmaktadır. Birinci kısım, boşluğa veya eğimli boşluğa giden başlıktır. Başlıkta genellikle rezervuarın kurucusunun ve inşaatçısının adı yazılır. Bir sonraki bölüm ise birçok merdivenle ulaşılan su deposu yokuşunun sonundaki yer olan Pashir'dir. Tankın ana kısmı, su deposunun duvarlarının düşmesini önlemek için genellikle sert zemine gömülü olan su deposudur. Bazı su depolarında suyu soğutmak için fanlar bulunur. Kaşan'ın Abyaneh köyü gibi tropik bölgelerin özelliklerinden biri de yaz aylarında su depolamak için inşa edilen rezervuarların varlığıdır. Nare Barajı, Safeviler döneminde inşa edilen bu köyün rezervuarlarından biridir. Nare Göleti, başlık, pasir ve tank olmak üzere farklı parçalardan oluşmaktadır. Bu rezervuarın başı güzel tuğla ve çinilerle süslenmiştir. İlginçtir ki bu su depolarında, suyu serin tutmak ve havayı iklimlendirmek için kaynak içindeki havayı sirküle eden uzun vantilatörler kullanıldı. Buranın bir kadın tarafından yaptırıldığı söyleniyor. Abyaneh'de su boruları nedeniyle şu anda kullanılmayan beş rezervuar var.
[16] İlhanlılar döneminde inşa edilen ve o dönemin mimarisini esas alan camiler arasında Parzaleh Camii de yer alıyor. Bu tarihi binanın bir sundurması ve iki giriş kapısı olan bir nefi vardır. Bir kapı ara sokağa, diğer kapı ise üst kata açılıyor. Caminin kubbe ve revak manzarasını gösteren güzel girişi her bakanın gözünü büyülüyor. Camide kapının her iki yanında bulunan kil kiremitler ve başlık kitabeleri ve yapımında kullanılan zarafet oldukça dikkat çekici.
[17] İmamzade Yahya ve İsa’nın türbeleri Harde mahallesinde yer alır, İmam Musa bin Cafer'in çocukları Şehzade Yahya ile Şehzade İsa’ın türbesidir. Bu imamzade de bir avlu, iki giriş, bir revak, dörtgen bir türbe, çift kanatlı bir kapı ve yüzeyleri "Ali" adını tekrarlayan turkuaz çinilerle kaplı çift katmanlı bir kubbe bulunmaktadır. Hat tarzında Kufi Moghali dekore edilmiştir. İsa ve Yahya İmamzadesi, dört kubbeli revaklı bir yapıdır. İmamzade avlusunun ortasında bir gölet bulunmaktadır. Bu imamzadenin en önemli revağı yarı açık sütunlu nef şeklindeki Borzroud vadisine doğru güney revağıdır. Bu sütunlu nefte geçtiğimiz yıllarda kültürel miras kurumu tarafından restore edilen Safevi dönemine ait ahşap sütunlar bulunmaktadır. İmamzade Yahya ve İsa'nın türbesi dörtgen şeklinde ahşaptan yapılmıştır.
[18] Chahar Bagh Bulvarı (Dört Bahçe), İsfahan'da İran'ın Safevi döneminde inşa edilmiş tarihi bir caddedir. Bu tarihi cadde Paris'teki Champs-Élysées'ye çok benzemektedir ve bazı ziyaretçiler bu caddeyi İsfahan'ın Champs-Élysées'si olarak adlandırmaktadır. Cadde, tarihsel olarak tüm İran'daki en ünlü caddedir. Şehrin kuzey kısımlarını güney kısımlarına bağlar ve yaklaşık 6 kilometre uzunluğundadır. Bu caddenin doğu tarafında Hasht Behesht ve Chehel Sotoun bahçeleri bulunmaktadır. Şah I. Abbas, başkentini Kazvin'den İsfahan'a taşıyan ve ülkenin tüm sanatsal zenginliğini yüzyıllardır "Nisfi Cihan" ya da "Dünyanın Yarısı" olarak adlandırılan bu merkezi noktaya akıtmaya karar veren kraldı. Bu kentsel planlama görevinin baş mimarı Şeyh Bahai'ydi (Baha'ad-Din al-'Amili). Programı Şah Abbas'ın ana planının iki temel özelliğine odakladı: her iki yanında tüm yabancı ileri gelenlerin konutları gibi şehrin tüm önde gelen kurumlarıyla çevrili Chahar Bagh caddesi ve Nakş-ı Cihan Meydanı ("Dünyanın Örneği"). Enghelab metro istasyonunun açılmasından sonra, caddenin orta bölümü olan Chaharbagh Abbasi yayalaştırılmıştır.
[19] Bahâüddin Muhammed ibn Hüseyin el-Âmilî (1547-1621), Bahâeddîn Âmilî ya da sadece Şeyh Bahâî olarak da bilinir. 16. yüzyılın sonları ve 17. yüzyılın başlarında Safevi İran'ında yaşamış Levanten Arap, Şii İslam âlimi, şair, filozof, mimar, matematikçi ve astronomdur. Osmanlı Suriye'sinde (bugünkü Lübnan) Baalbek'te doğmuş ancak çocukluğunda ailesinin geri kalanıyla birlikte Safevi İran'ına göç etmiştir. Kopernik teorisinin yayılmasından önce İslam dünyasında Dünya'nın hareketinin mümkün olduğunu öne süren ilk astronomlardan biridir. İsfahan İslam Felsefesi Okulu'nun ana kurucularından biri olarak kabul edilir. Daha sonraki yıllarda Molla Sadra'nın hocalarından biri olmuştur. Farklı konularda Arapça ve Farsça 100'den fazla risale ve kitap yazmıştır. Bir dizi mimari ve mühendislik tasarımı ona atfedilir, ancak hiçbiri kaynaklarla doğrulanamaz.Bunlar arasında İsfahan'daki Nakş-ı Cihan Meydanı ve Charbagh Caddesi de olabilir.İran'da Meşhed'deki İmam Rıza türbesine gömülmüştür.
Comments