top of page
Ara

PERU-OLLANTAYTAMBO-MORAY-MARAS-CUSCO GÜNEY AMERİKA SEYAHATİ - 7

  • Yazarın fotoğrafı: ÖMER SUHA TOPALAK
    ÖMER SUHA TOPALAK
  • 15 Haz 2023
  • 15 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 6 Kas 2023



Seyahatin 7.Günü 25.01.2023 Çarşamba PERU-OLLANTAYTAMBO-MORAY-MARAS-CUSCO

Bugün programa göre Machu Picchu [1] turu vardı ancak maalesef hükümeti protesto eden köylüler yolları kapatmış ve tren raylarına hasar vermişlerdi. Bize de Ollantaytambo, Moray ve Maras’ı gezmek kaldı akşama da tekrar Cusco’ya dönülecek. Ömrümüzde belki bir kere gelebileceğimiz yerlerde böyle şansızlıklar yaşamak hiç hoş değil ama elden bir şey gelmiyor. Ollantaytambo, [2] Cusco şehrinin karayoluyla yaklaşık 72 km kuzeybatısında bulunan bir kasaba ve bir İnka arkeolojik alanı. Deniz seviyesinden 2.792 m yükseklikte. Ollantaytambo ayrıca İnkaların Kutsal Vadisi'nde bulunan kalıntılar için çadır kamplı yapılan dört günlük, üç gecelik “İnka Yolu Yürüyüşü”nün başlangıç ​​noktalarından biri. Machu Picchu treni kalkış istasyonu olması nedeniyle önemli bir turistik cazibe merkezi.

Ollantaytambo gıda sağlanan yer manasındaymış. İnka İmparatorluğu döneminde Ollantaytambo, bölgeyi fethedip şehri ve tören merkezini inşa eden İmparator Pachacuti’nin [3] kraliyet mülküymüş. İmparator, kasabayı görkemli yapılarla yeniden inşa etmiş ve Urubamba Vadisi'nde kapsamlı teraslama ve sulama çalışmaları yapmış. Kasaba İnka soyluları için konaklama sağlarken, teraslar imparatorun hizmetkârları olan Yanakuna’lar [4] tarafından ekiliyormuş. Pachacuti'nin ölümünden sonra mülk, aile klanı olan Panaqa'nın [5] yönetimi altına girmiş.

Peru'nun İspanyollar tarafından fethi sırasında Ollantaytambo, fetihçilere karşı yerli direnişin lideri Manco İnka [6] için geçici bir başkent görevi görmüş. İnka'nın eski başkenti olan ve İspanyol egemenliği altına giren Cusco yönünde kasabayı ve kaleleri tahkim etmiş. 1536'da Mascabamba ovasında Manco İnka bir İspanyol seferini yenilgiye uğratmış. Ancak zaferine rağmen Manco İnka konumunu savunulabilir bulmamış ve ertesi yıl yoğun ormanlık Vilcabamba bölgesine çekilerek burada Neo-İnka Devletini kurmuş. 1540 yılında Ollantaytambo'nun yerli nüfusu Hernando Pizarro'ya Encomienda [7] olarak tahsis edilmiş.

19. yüzyılda Ollantaytambo'daki İnka kalıntıları birçok yabancı kaşifin dikkatini çekmiş; bunlardan biri olan Amerikalı Hiram Bingham III, [8] 1911 yılında Machu Picchu'yu aramak için Urubamba Nehri'ne yaptığı yolculukta burada durmuş.

Bu genel bilgilendirmeden sonra biz neler yaptık onu anlatalım. Otelde kahvaltı ettikten sonra Ollantaytambo Arkeoloji Parkını gezmeye gittik. İçeri girdikten sonra önce sağ tarafta bulunan Su tapınağı, Törensel çeşme ve Prenses’in banyosu denen bölümleri gezdik. Her yerden gürül gürül sular akıyor.

Yukarıdaki videoda görebileceğiniz şekilde Prenses Çeşmesi’nin ağzında ki suyu parmağınızla sağa sola hareket ettirirseniz azalıp çoğalmasını sağlıyorsunuz. Ayrıca akan su taşların arasından yok oluyor. Başka ilginç bir konu bu çeşme ve çevresi hiç değişmediği için duyduğunuz su sesi 15.yy.’da nasılsa aynı.

Sonra terasların yanındaki merdivenlerden yukarı tırmandık. Nefes nefese kalsam da yukarıdan manzara çok güzeldi. Güneş tapınağının günümüze kalan ve altı tektaş diye adlandırılan duvarının yanına geldik. Bu kadar büyük kayaların o zamanki şartlarda buraya kadar çıkarılmasını ve aralarına jilet bile giremeyecek şekilde işlenmesini insanın aklı almıyor. Kayaların üzerinde Chakana işaretleri var. Chakana, İnka ve İnka öncesi And toplulukları tarafından kullanılan basamaklı bir haç motifi imiş.

Tepedeki güneş tapınağı, askeri binalar ve tarım silolarını gördük. Tarım silolarının bu kadar yükseğe yapılma sebebi düşük ısı ve rüzgardan faydalanarak tahılların bozulmamasını sağlamakmış.

Sonra şehre indik ve eski İnka ev yaşantısının örneği olarak gösterilen bir eve gittik. Sokaklar taş parke döşeli, duvarlar belirli bir yere kadar inkalardan kalma taşlarla örülü. Evlerin çatısında iki adet inek heykelciği var. Bu evin her şeyinin tamam olduğunu bu tılsımlarla korunduğunu gösteriyormuş. Evin içine girdik, sağda bir ocak vardı üstünde isten simsiyah olmuş iki çaydanlık duruyordu. Ortada duvarda bir bebek lama ve kartal ölüsü asılıydı. Ortadaki nişte de kuru kafalar vardı. Anlatılana göre bunlar eski aile büyükleriymiş. Yerde bir sürü kobay vardı. Bu sevimli hayvanları yediklerini daha önce yazmıştım. Evin dört köşesi dört farklı amaç için kullanılıyormuş. Ocak, Mutfak, Yatak ve Oturma Odası. Etleri mısırları yukarıya asıyorlarmış. Ocak içeride olduğu için bütün duvarlar simsiyah. Aslında içerisi yaşanacak gibi değil ama burayı sunum için ve dükkan olarak kullandıklarını düşünüyorum.

Dışarı çıkınca yerel kıyafetli küçük bir kız bize Quechua (Keçuva) dilinde şarkı söyledi.

Otobüsün yanında İnka kral kıyafet giymiş bir Perulu isteyenlerle para karşılığı fotoğraf çektiriyordu. Ortalıkta turist olmadığı için insanların keyfi yoktu. Kasabanın içinde birçok otel, hostel ve pansiyon olması normalde çok turist ağırladığının göstergesi.

Urubamba nehri üzerinden geçip Moray kalıntıları yönüne giderken solda deniz seviyesinden 2900 mt. yerden de en yukarıdaki yaklaşık 50 mt. yükseklikte asılı altı adet kapsülde gece geçirme fırsatı sunan Starlodge Adventure Suites adlı ilginç kapsül otelini gördük.

Tuvalet ihtiyacı için Moray’a varmadan manzaralı bir noktada durduk. Uzaktan And dağları ve Maras Şehri gözüküyordu.

Daha sonra ulaştığımız Moray,[9] İnka imparatorluğu döneminde birkaç dairesel terastan oluşan farklı rakımlarda tarım ürünleri deneylerinin yapıldığı bir İnka tarımsal araştırma merkezi imiş. Bölgenin özelliği nedeniyle teraslarının düzeni farklı mikro iklimlere ortam hazırlıyormuş. Dairesel terasların merkezinin daha yüksek bir sıcaklığa sahip olduğu ve dışarıya doğru giderek ve yükselerek daha düşük sıcaklıklara indiği, böylece 20 farklı mikro iklim türünü ihtiva ettiğini öğreniyorsunuz. Bu durum İnka’ların ülkenin değişik yerlerinden toprak, tohum, fide çeşitleri getirip hangi sıcaklıkta, yükseklikte, nemde yetişiyor diye deney yapmaları, sonuçlara göre de ülke çapında doğru tarım yapılmasını sağlıyormuş. Bu bilgilerden günümüzdeki çiftçiler halen faydalanıyorlarmış. Biz grup olarak aşağı inmedik, yukarıdan çevresini dolaşarak fotoğraf çektik. Park yerinde kazanda mısır kaynatılıyordu. Alışveriş için dükkanlar vardı. Ben çok sevimli bulduğum için 20 Sole verip Lama tüyünden yapılmış bir bebek lama aldım.

Tekrar otobüse binip Maras Tuzlalarına doğru yola çıktık. Yollarda protestocuların bıraktığı büyük kaktüsler ve kökleri yolları kapamak için hazır duruyordu. Daha çok bizdeki köylere benzeyen Maras kasabasının içinden geçtik. Kasaba sömürge döneminde Pedro Ortiz de Orué tarafından kurulmuş. Cuzco vatandaşları Cuzco'daki İnka saraylarından çekilip Mara ve Sebastian gibi diğer küçük kasabalara göç etmek zorunda kaldıklarında Maras işgal edilmiş. Geçmişte Maras çok önemli bir köymüş, öyle ki "Villa de San Francisco de Asis" (Villa: fayda getiren köy) ilan edilmiş. Ancak bugün izole bir köy ve modern yaşamdan yoksun. Köyün ana meydanında (Plaza de Armas) bir çift köylü ve bir katırı temsil eden heykellerden oluşan bir anıt bulunmakta. Anıtın kaidesi, üç ana turistik cazibe merkezinin görüntülerini içeriyor: Moray kalıntıları, San Francisco kolonyal kilisesi (Tiobamba mabedi) ve Maraş tuz madenleri. Tuzlalar Maras’a yarım saat uzaklıkta ve kuzeybatı yönünde.

Yol üzerinde Mountain View Maras isimli oteli gördük. Resmen allahın dağında vaha yaratmışlar.

Salineras de Maras, yani Maras'ın ünlü tuz madenlerinin hikayesine gelince efsaneye göre dağdan akan tuzlu sular Ayar Cachi'nin gözyaşları. İnka mitolojisinde bu kişi, İnkaların büyük imparatorluğunu kuran 4 erkek ve kız kardeşten biriymiş: Tanrı Wiracocha, büyük bir imparatorluk kurmak için bu kardeşleri bir mağaradan çıkarmış. Ayar Cachi, dağ geçidi oluşturan bir dağa taş atmış. Daha sonra onun gücünden korkan kardeşleri onu kandırarak mağaraya sokup imparatorluğun kurucusu olmasını engellemişler. Bu karakterin gözyaşları, daha sonra güneşin kuruttuğu havuzları oluşturarak tuz düzlüklerini oluşturmuş.

Tuzla her biri yaklaşık 5 m² alana sahip yaklaşık 3000 küçük kuyudan oluşmakta. Kuraklık zamanlarında kuyuların üzerindeki doğal bir kaynaktan tuzlu su ile dolduruluyorlar. Su buharlaştığında tuz kristalleşiyor. Tuz yerden yaklaşık 10 cm yüksekliğe ulaştığında çıkarılıyor ve daha sonra bölgedeki pazarlara gönderilmek üzere bez torbalara konuyor; bugün bu tuz devlet standartlarına göre iyotlanmakta. Bu tuz, sodyum klorürün yanı sıra kalsiyum, demir, magnezyum, çinko ve bakır gibi diğer mineralleri de içermekte. Salineras de Maras'ta "doğal pembe tuz" bulabilirsiniz; güzel rengini dağ suyundaki magnezyum, kalsiyum, potasyum ve silikon gibi doğal elementlerden alıyormuş. Dünyada pembe tuzun çıkarılabileceği sadece 4 yer varmış ve Maras da bunlardan biri imiş.

Dönerken uzakta Urubamba nehri ve Urubamba’nın bir kısmı gözüküyor. Buradan bizi Chinchero isimli kasabaya götürdüler. Kasabanın kadınlar kooperatifinde iki kadın bizi şarkı söyleyerek karşıladı. Sonrada ürettikleri tekstil ürünlerinin boyalarını nereden elde ettiklerini görsel olarak anlattılar. Koyun yünlerini yıkamak için sabun yerine bir ağacın kökünü kullanıyorlar. Kaktüslere yuva yapan bir böcekten kırmızı bir boya elde ediyorlar ve buna başka bitki ve kökten eklemeler yaparak rengi değiştiriyorlar hatta ruj olarak bile kullanıyorlar. Araştırınca bunun Cochineal isimli bir böcekten elde edilen bugün kola ve birçok gıdanın kırmızı rengini veren karmin (E120) isimli renklendirici olduğunu öğreniyorum. Sonra tabii ki alışverişe sıra geldi. Benim ilgimi sadece kışlık bereler çekti ama onlar o kadar rengarenkti ki bu yaşta İstanbul’da takamam. Alışveriş bitince Cusco’ya geri döndük. Otele varınca valizlerimizi yeni odalarımıza konmuş olarak bulduk. Hemen akşam yemeği için dışarı çıktık. Tur bizi Mistura Grill Cusco isimli bir restorana götürdü. Öncesinde dört kişiden oluşan bir grup müzik çaldı. Ben yine alpaka eti yedim ama dışarıda yediğimden daha sertti. Peru'daki son gecemizde cebimde 10 Sol kalmıştı. Bir bira içerim diye düşünmüştüm ama garson daha fazla para isteyince ancak su içebildim. Yorgun olduğum için ancak otele döndüm. Soğuk odamda titreyerek duş alıp ancak iki battaniye altında uyuyabildim.


Notlar: Bilgiler www.wikipedia.org ‘dan alınmıştır.


[1] Machu Picchu (okunuş: Maçu Piçu,), bugüne kadar çok iyi korunarak gelmiş olan bir İnka antik şehridir. 2007 tarihinde Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri olarak seçilmiştir.

And Dağları'nın bir dağının zirvesinde, 2.430 m yükseklikte, Urubamba Vadisi üzerinde kurulmuş olup Peru'nun Cusco şehrine 88 km mesafededir. Şehir, İnkalı bir hükümdar olan Pachacutec Yupanqui tarafından 1450 yılları civarında inşa ettirilmiştir. İspanyol istilacılar 1532 yılında buraları işgal ederken sık dağlar arasında kalmış bu şehir, istilacılar tarafından fark edilmemiş ve bu sayede zarar görmemiştir. Şehrin inşaası tamamlandıktan kısa süre sonra yayılan çiçek hastalığı salgını nedeniyle şehir terkedilmek zorunda kalınmıştır. Machu Picchu 200'den fazla merdiven sistemiyle birbirine bağlı olan taş yapılardan oluşur. Şehrin 3000 basamağı bugün hâlâ gayet iyi durumdadır. Şehrin inşaasında kullanılan özel taşların vadiden raylı halat sistemiyle zirveye taşındığı düşünülüyor. Ayrıca hemen yanında Huayna Picchu isminde 2720 metre yüksekliğinde bir dağ bulunur. Bu dağa giden patika yol Machu Picchu'dan bakılınca görünmeyen gizli bir geçit şeklindedir ve tırmanış yaklaşık 2 saat sürer. Huayna Picchu'nun zirvesinden tüm Machu Picchu şehrini ve çevreyi 360 derece gözlemlemek mümkündür.

Şehirde içinde 100'den fazla insan iskeletinin bulunduğu 50 adetin üzerinde mezar keşfedilmiştir. Yapılış amacı ile ilgili bugün daha çok kabul gören teori, şehrin 700'den fazla İnka asil ve din adamına ev sahipliği yapmış olduğudur.

1912 ve 1913 yıllarında Bingham, şehri ortaya çıkarmaya başladı. 1915'te Machu Picchu araştırmalarıyla ilgili bir kitap yayınladı. National Geographic Society'nin Nisan 1913 sayısını Machu Picchu şehrine ithaf etmesiyle meşhur oldu.

Şehrin aslında 2 yıl öncesinden keşfedildiği; ama şehrin altınlarının ABD'ye götürülmesi için Bingham'ın zaman kazanmak istediği iddia edilmektedir. Yerlilerin diğer bir iddiası ise, köylülerin çoktan 1901 yılında şehri keşfetmiş olduğu ve Bingham'ın keşfinin tesadüf olmadığıdır.

Machu Picchu Güney Amerika'nın en çok turist çeken yerlerinden biridir. Sezona göre günlük ziyaretçi sayısı çökme riskinden dolayı 2000 kişi ile sınırlı tutulur. Huayna Picchu'ya ise günlük ziyaretçi sayısı 400 kişi ile sınırlıdır.

İnka şehrinin çok zor geçit veren bir bölgede olması ve oraya giden bir yolun olmaması yüzünden, Cusco şehrinden Machu Picchu dağının eteklerinde bulunan Aguas Calientes köyüne (ki harabelere en rahat bu köyden ulaşmak mümkün) bir raylı sistem hattı inşa edilmiştir. Bu köyden sonra 8 km'lik bir otobüs yolculuğu yapılmakla beraber bu mesafe yaya olarak da kat edilebilir. Zira küçük basamaklı patika yollar buraya açılır. Machu Picchu'ya otantik yoldan ulaşmak isteyenler, birkaç günlük yürüyüş programlı, Urubamba Nehri'nin birkaç yüksek geçidi üzerinden, İnka yolu'nu (Camino inca) kullanarak ulaşırlar.


[2] Ollantaytambo: Şehir: Ana yerleşim, yedi paralel cadde ile kesişen dört uzunlamasına cadde ile ortogonal * bir düzene sahiptir. Bu ızgaranın merkezinde, İnkalar dört blok büyüklüğünde olabilecek büyük bir plaza inşa ettiler; doğuya açıktı ve diğer üç tarafında salonlar ve diğer şehir blokları ile çevriliydi. Kasabanın güney yarısındaki tüm bloklar aynı tasarıma göre inşa edilmişti; her biri iki kancha,** merkezi bir avlu etrafında dört tek odalı binadan oluşan duvarlı yerleşkelerden oluşuyordu. Kuzey yarısındaki binalar tasarım açısından daha çeşitlidir; ancak çoğu o kadar kötü durumdadır ki orijinal planlarını tespit etmek zordur.


*Her çerçevenin diğer düzlemdeki çerçeve ile yaptığı kesişmenin 90 derece olması durumudur.

**Daha yalın binalar, yüksek duvarların çevrelediği büyük avluların etrafına inşa edilmiş ve çatısı sazdan yapılmış, küçük, tek odalı dikdörtgen bina (wasi ve masma) olan kancha’yı oluştururlardı. Kancha, İnka şehirlerinin önemli bir mimari özelliğiydi ve İnkalar bu tasarımı fethettikleri bölgelere taşırlardı.


Ollantaytambo 15. yüzyılın sonlarından kalmadır ve Güney Amerika'da sürekli olarak kullanılan en eski konutlardan bazılarına sahiptir. Yerleşim planı ve binaları daha sonraki inşaatlar tarafından farklı derecelerde değiştirilmiştir; örneğin, kasabanın güney kenarında, kasabanın orijinal girişinin bulunduğu bir İnka meydanı, sömürge ve cumhuriyet binalarıyla çevrili bir Plaza de Armas olarak yeniden inşa edilmiştir. Kasabanın merkezindeki meydan da, sömürge döneminde üzerine birkaç bina inşa edildiği için ortadan kaybolmuştur. Araqhama, Patakancha Nehri'nin karşısındaki ana yerleşimin batıya doğru uzatılmış halidir; Manyaraki adı verilen, kerpiç ve yarı kesilmiş taşlarından yapılmış yapılarla çevrili büyük bir meydanı vardır. Bu binalar ana yerleşimdeki benzerlerinden çok daha geniş bir alana sahiptir; ayrıca çok yüksek duvarları ve büyük kapıları vardır. Güneyde daha küçük ve tarla taşlarından inşa edilmiş başka yapılar da bulunmaktadır. Araqhama, meydanın doğu tarafındaki Roma Katolik kilisesinin de gösterdiği gibi İnka döneminden beri sürekli olarak işgal edilmiştir. Manyaraki'nin kuzeyinde oyma taşlar, yontulmuş kaya yüzleri ve özenle yapılmış su yapıları olan birkaç kutsal alan bulunmaktadır; bunlar arasında Templo de Agua* ve Bano de la Nusta** yer almaktadır.


* Su Tapınağı olarak adlandırılan bu alan, İnkaların su kaynaklarını becerikli yönetiminin bir örneğidir. **Usta banyosu ya da prenses banyosu, İnkaların sahip olduğu inanılmaz estetik hassasiyeti gösteren törensel taş unsurlardan biridir. Hikâyeye göre, Kralının karısı arınmak için burada yıkanır. Şaşırtıcı bir şekilde, suyun döküldüğü ağızda parmağınızı gezdirirseniz suyun akışı azalıyor tekrar gezdirirseniz çoğalıyor. Bu çeşmenin sunduğu bezeme, kademeli tabela ve bindirilmiş katlar ile yanlarda sunduğu çıkıntılı formlar nedeniyle şüphesiz bir törensel çeşmedir. İlginç bir gerçek olarak: Bugüne kadar bu suyun alttan nereye gittiği bilinmiyor.


Tapınak Tepesi

'Araqhama batıda, İnkaların üzerinde bir tören merkezi inşa ettiği dik bir tepe olan Cerro Bandolista ile sınırlanmaktadır. Tepenin kasabaya bakan kısmında Pumatallis terasları yer almakta olup, her iki tarafı da kaya çıkıntılarıyla çevrilidir. Bu terasların etkileyici karakteri nedeniyle Tapınak Tepesi genellikle Kale olarak bilinir, ancak bu alanın ana işlevleri dini olduğu için bu yanlış bir isimlendirmedir. Tören merkezine ana erişim, teras kompleksinin tepesine tırmanan bir dizi merdivendir. Bu noktada alan üç ana bölüme ayrılır: Terasların hemen önündeki Orta bölüm; güneydeki Tapınak bölümü; ve kuzeydeki Mezarlık bölümü.

Tapınak bölümü, Tapınak Tepesi'nin tarla taşlarından yapılmış diğer iki sektörünün aksine kesme ve geçme taşlardan inşa edilmiştir. Yarım kalmış bir kapı ve tek odalı bir bina olan On Niş'in Muhafazası'nın bulunduğu bir terasta son bulan bir merdivenle ulaşılmaktadır. Bunların arkasında, Oyma Koltuk Platformu ve iki bitmemiş anıtsal duvara ev sahipliği yapan açık bir alan bulunmaktadır. Tüm bölümlerin ana yapısı, Altı Monolit Duvarı'na sahip tamamlanmamış bir bina olan Güneş Tapınağı'dır. Orta ve Cenaze bölümlerinde, bazıları iki katlı olan birkaç dikdörtgen bina vardır; ayrıca Orta bölümde birkaç çeşme bulunmaktadır.

Tapınak Tepesi'ndeki tamamlanmamış yapılar ve alanı dolduran çok sayıda taş blok, terk edildiği sırada hala inşaat halinde olduğunu göstermektedir. Bazı blokların bitmiş duvarlardan söküldüğüne dair kanıtlar bulunmaktadır, bu da büyük bir tadilat çalışmasının da devam ettiğini göstermektedir. Tapınak Tepesi'ndeki inşaatı hangi olayın durdurduğu bilinmemektedir; muhtemel olaylar arasında Huáscar ve Atahualpa arasındaki veraset savaşı, Peru'nun İspanyollar tarafından fethi ve Manco Inca'nın Ollantaytambo'dan Vilcabamba'ya çekilmesi olabilir. Ancak bunların daha önceki Tiwanaku kültürünün eseri olduğu da teorik olarak ileri sürülmektedir.


Teraslar

Tarım, özellikle mısır tarımı, için arazi alanlarını çoğaltmak için kullandıkları teraslama, gittikleri her yere götürdükleri başka bir İnka uygulamasıydı. Bu teraslar genellikle kanallara sahipti, çünkü İnkalar suyun drenajı, büyük mesafeler boyunca taşınması, yer altına kanalize edilmesi, su çıkış deliklerinin ve çeşmelerin yapılması gibi konularda uzmanlardı. Urubamba ve Patakancha Nehirlerinin Ollantaytambo boyunca uzanan vadileri, vadilerin dibinden başlayıp çevredeki tepelere tırmanan geniş tarım terasları ya da andenlerle* kaplıdır. Andenler başka türlü kullanılamayacak arazilerde tarım yapılmasına olanak sağlamış; ayrıca İnkaların rakımdaki değişikliklerin yarattığı farklı ekolojik bölgelerden yararlanmasına da olanak tanımıştır. Ollantaytambo'daki teraslar yaygın İnka tarım teraslarından daha yüksek bir standartta inşa edilmiştir; örneğin kaba tarla taşları yerine kesme taşlardan yapılmış daha yüksek duvarlara sahiptirler. Bu tür yüksek prestijli teraslara Chinchero, Pisaq ve Yucay gibi diğer İnka kraliyet mülklerinde de rastlanmaktadır.


*Anden: İspanyolca "platform" anlamına gelen Anden tarımsal amaçlarla bir yamacın eğimine kazılmış merdiven basamağı benzeri bir terastır. Andenlerin çeşitli işlevleri vardı, bunlardan en önemlisi ekin ekim alanını düzleştirerek çiftçilerin kullanabileceği ekilebilir arazi miktarını artırmaktı. Birçok anden 500 yıldan fazla bir süredir varlığını sürdürmektedir ve bölgedeki çiftçiler tarafından hala kullanılmaktadır.


Ollantaytambo'nun Plaza de Armas'ı nın güneyinden başlayan bir dizi batık teras, Urubamba Nehri'ne kadar uzanmaktadır. Yaklaşık 700 m uzunluğunda, 60 m genişliğinde ve çevredeki terasların seviyesinden 15 m kadar aşağıdadırlar; şekillerinden dolayı İspanyolca'da sokak anlamına gelen Callejón olarak adlandırılırlar. Callejón'un içindeki arazi, aynı zamanda gündüzleri güneş radyasyonunu emen ve geceleri serbest bırakan yanal duvarlarla rüzgardan korunur; bu, üzerindeki zeminden 2 ila 3 °C daha sıcak bir mikro iklim bölgesi oluşturur. Bu koşullar İnkaların, aksi takdirde bu bölgede gelişemeyecek olan, daha düşük rakımlara özgü bitki türlerini yetiştirmelerine olanak sağlamıştır. Callejón'un güney ucunda, Urubamba Nehri'ne bakan Q'ellu Raqay adlı bir İnka alanı bulunmaktadır. Birbirine bağlı binaları ve plazaları, İnka mimarisinde yaygın olan tek odalı yapılardan oldukça farklı, alışılmadık bir tasarım oluşturmaktadır. Ollantaytambo'nun geri kalanından izole edildiği ve özenli bir terasla çevrili olduğu için, imparator Pachacuti için inşa edilmiş bir saray olduğu varsayılmıştır.


Depolar

İnkalar Ollantaytambo'yu çevreleyen tepelerde tarla taşlarından birkaç depo ya da qullqa (Keçuva dilinde: qollqa) inşa etmiştir. Daha fazla rüzgar ve daha düşük sıcaklıkların meydana geldiği yüksek rakımlardaki konumları, içeriklerini çürümeye karşı koruyordu. Bu etkiyi arttırmak için Ollantaytambo qullqaları havalandırma sistemlerine sahiptir. Bunların, alanın etrafına inşa edilen tarım teraslarının üretimini depolamak için kullanıldığı düşünülmektedir. Tahıl, her binanın yokuş yukarı tarafındaki pencerelere dökülür, ardından yokuş aşağı taraftaki pencereden dışarı boşaltılırdı.

Taş Ocakları

İnkalar zamanında Ollantaytambo'nun ana taş ocakları Kachiqhata'da, Urubamba Nehri'nin karşısındaki bir vadide, kasabadan yaklaşık 5 km uzaklıkta bulunuyordu. Bölgede üç ana taş ocağı alanı bulunmaktadır: Mullup'urku, Kantirayoq ve Sirkusirkuyoq; bunların hepsi Tapınak Tepesi'nin özenli yapıları için gül riyolit* blokları sağlamıştır. Ayrıntılı bir yol, rampa ve kaydırak ağı bunları ana yapı alanlarına bağlamıştır. Taş ocaklarında birkaç chullpa,** İspanyol öncesi dönemlerde mezarlık olarak kullanılan küçük taş kuleler bulunmaktadır.


*Riyolit : Volkanik kayaçların silis açısından en zenginidir. Genellikle camsı veya ince taneli ( afanitik ) bir dokuya sahiptir, ancak ince taneli bir hamurda daha büyük mineral kristaller ( fenokristaller ) içeren porfiritik olabilir . Mineral topluluğu ağırlıklı olarak kuvars, sanidin ve plajiyoklazdır.

** Bir chullpa asil bir kişi veya asil bir aile için orijinal olarak inşa edilmiş eski bir Aymara mezar kulesidir. Chullpas , Peru ve Bolivya'daki Altiplano'da bulunur. En uzunları yaklaşık 12 m. yüksekliğindedir. Sillustani'deki mezarlar en ünlüsüdür.


Savunmalar

Ollantaytambo dağlarla çevrili olduğundan ve ana erişim yolları Urubamba Vadisi boyunca uzandığından; İnkalar, bölgeyi batıda Machu Picchu'ya ve doğuda Pisaq'a bağlayan yollar inşa etmişlerdir. Peru'nun İspanyollar tarafından fethi sırasında imparator Manco İnka, Ollantaytambo Savaşı sırasında Cusco'dan gelen İspanyol saldırılarını savuşturmak için doğu yaklaşımlarını güçlendirmiştir. İlk savunma hattı, Anta ve Urubamba Nehirlerinin birleştiği yerin yakınında, Pachar'daki teraslardan oluşan dik bir setti. Bunun arkasında İnkalar, Urubamba'yı vadiyi sağdan sola ve geriye doğru geçecek şekilde yönlendirerek, sol yakada Choqana ve sağ yakada Inkapintay surlarıyla desteklenen iki hat daha oluşturdular. Bunların ötesinde, Mascabamba ovasında, 11 yüksek teras, dağlar ile Urubamba'nın oluşturduğu derin bir kanyon arasındaki vadiyi kapatıyordu. Devam etmenin tek yolu, iki dar kapısı olan kalın bir savunma duvarı olan T'iyupunku kapısından geçiyordu. Ollantaytambo'nun batısındaki küçük Choquequillca kalesi Machu Picchu'ya giden yolu savunuyordu. Bu tahkimatların aşılması durumunda, yüksek teraslarıyla Tapınak Tepesi'nin kendisi işgalcilere karşı son bir savunma hattı sağlıyordu.


[3] Pachacuti İnka Yupanqui, (1425-1471) İnka İmparatorluğu'na dönüştürdüğü Cusco Krallığı'nın dokuzuncu Sapa İnka'sıydı. Çoğu arkeolog artık ünlü İnka bölgesi Machu Picchu'nun Pachacuti için bir mülk olarak inşa edildiğine inanmaktadır. Quechua dilinde Pachakutiq "dünyanın reformcusu", Yupanki ise "onurlu" anlamına gelmektedir. Onun hükümdarlığı sırasında Cusco bir mezradan *Chimú'larla rekabet edebilecek ve sonunda onları geçebilecek bir imparatorluğa dönüştü. Üç kuşak içinde İnka egemenliğini Cusco vadisinden neredeyse tüm batı Güney Amerika'ya kadar genişleten bir fetih dönemi başlattı. Tarihçi Garcilaso de la Vega**'ya göre Pachacuti, Güney Yarımküre And Dağları'nda yeni yılı kutlamak için Inti Raymi'yi yarattı. Pachacuti genellikle Inti Güneş Kültü'nün kökeni ve yayılmasıyla ilişkilendirilir.

*Çimular: Kuzey Peru topraklarında 1100-1470 yılları arasında Chimor denen krallığı Moçe kültüründen sonra gelişen ve İnka İmparatorluğundan önce yıkılan Güney Amerika Kızılderili kültürü ve bu kültürü oluşturan halk.

**Gómez Suárez de Figueroa olarak doğan ve El Inca olarak bilinen Inca Garcilaso de la Vega (1539 - 1616), Peru Genel Valiliği'nde doğmuş bir tarih yazarıdır. 21 yaşında İspanya'ya yelken açmış, orada gayri resmi olarak eğitim görmüş ve hayatının geri kalanında orada yaşamış ve çalışmıştır. Bir İspanyol fatihi ile fethin ilk yıllarında doğmuş bir İnka asilzadesinin öz oğlu olan yazar, öncelikle İnka tarihi, kültürü ve toplumu üzerine yazdığı kroniklerle tanınır.


[4] Yanakuna: İnka İmparatorluğu'nda İnka kral ve kraliçesi veya dini kurum için çeşitli görevlerde tam zamanlı çalışan bireylerdi. İnka seçkinlerinin hizmetkarlarının adıydı. Bu hizmet sınıfının birkaç üyesi yüksek sosyal statüye sahipti ve Sapa Inca tarafından memur olarak atanırdı. Fetihten önce ve sonra mülk sahibi olabiliyorlardı ve bazen kendi çiftlikleri vardı. Köle olarak çalışmaya zorlanmadıklarını belirtmek önemlidir. Soyluların sürülerine bakacak, balık tutacak ve çanak çömlek yapımı, inşaat ve ev hizmetleri gibi diğer işlere adanacaklardı. İspanyollar, yanakuna geleneğini daha da geliştirerek sürdürdü ve yanakuna, yerli yardımcılar veya encomienda Kızılderilileri olarak İspanyol hizmetine girdi .


[5] Panaka: Saltanata geçecek olan oğlu hariç, bir hükümdarın, bir Sapan Inka'nın tüm soyundan gelenlerin oluşturduğu bir aileydi. İnkaların temel sosyal kurumu ayllu'dur . Ayllu, ortak bir atadan gelen, aynı topraklarda tarım, hayvancılık ve balıkçılığın yanı sıra kültür ve din ile birleşmiş bir aile grubudur. Ayllu kavramı, kraliyet akrabalığının panaka veya kraliyet evi adı verilen bir soy oluşturabilmesi için asalete dönüştü .


[6] Manco Inca Yupanqui (1515-1545) bir İnka soylusu, asker, siyasetçi, direniş lideri ve bağımsız Vilcabamba krallığının ilk hükümdarıydı. İnka İmparatorluğu'nun son yıllarında yaşamış ve İnkaların Moxos bölgesini fethine katılmıştır. Huáscar ve Atahualpa arasındaki iç savaş sırasında Manco Inca ilkini desteklemiş, böylece savaş Atahualpa tarafının zaferiyle sonuçlandığında Cuzco'da Atahualpa'nın ordusunun misillemelerinden saklanmak zorunda kalmıştır. Atahualpa'nın İspanyol fatihler tarafından yakalandığı haberini aldığında, kendisini "Quito'nun şeytani birliklerinden" kurtaracaklarına inanarak onlara yardım teklif etmeye karar verdi. Cuzco'yu kendilerine teslim etmeleri karşılığında İspanyollar ona Sapa İnka adını verdiler. Manco Inca da bundan yararlanarak müthiş isyanını örgütledi. 1536 sabahı, onu taciz eden rakipleri binlerce İnka savaşçısı tarafından Cuzco'da kuşatıldı ve isyanı başladı. Manco İnka'nın savaşı Peru'nun fethinin en büyük askeri çatışmasıydı: Cuzco orduları Lima ve Cuzco arasındaki yolları kesti, her iki şehri de kuşattı ve 1536'da Cuzco'yu alıp İspanyolları tamamen kovmaya çok yaklaştı. Ancak Diego de Almagro ve Alonso de Alvarado komutasındaki İspanyol takviye kuvvetleri geldiğinde Manco Vilcabamba'ya sığındı çünkü savaşın aşırı uzun sürmesi nedeniyle birliklerini geri çekmek zorunda kaldı. Francisco Pizarro'ya suikast düzenleyen ve Manco'nun koruması altında saklanan Diego de Almagro'nun destekçileri tarafından 1545 yılında bıçaklanarak öldürülene kadar bağımsız krallığındaki direnişi yönetti.


[7] Encomienda: İlk kolonizasyon çalışmaları sırasında İspanyollar tarafından kurulan Konkistadorları* belirli insan gruplarının iş gücü ile ödüllendiren iş gücü sistemidir. Amaç, bu bölgelerdeki yerli halklardan işgücü yaratmak ve halk üzerinde Katolik dini zorlamaktı. Avrupa'dan gelen kolonilere, komuta edecekleri nüfusun belli bir kısmı verildi. Yerliler yeni liderleri için çalışacak, hizmet ve yiyecek tedarik edeceklerdi. Buna karşılık, Avrupalılar onlara İspanyol dilini ve dini uygulamalarını öğretecekti. Fethedilen halklar İspanyol Monarkı'nın tebaası olarak kabul edilir, Encomienda, belirli bir kişiye hükümdar tarafından bahşedilirdi. 16. yüzyıl fetih döneminde, bahşedilen encomiendalar, yerli halk gruplarının işgücü üzerinde tekel olarak kabul edilirdi ve süresiz olarak sahibi olan encomendaroların ve onların soyundan gelenlerin aitliğindeydiler.

*Konkistador: 15. ve 19. yüzyıllar arasında Amerika'nın büyük bölümlerini istila edip İspanyol sömürgesinin egemenliği altına alan İspanyol askerlere, kâşiflere ve maceracılara verilen isimdir. Fatih anlamına gelir.


[8] Hiram Bingham III (1875-1956) Amerikalı bir akademisyen, kaşif ve siyasetçiydi. Bingham eğitimli bir arkeolog değildi. Ancak Bingham'ın Yale'de Güney Amerika tarihi alanında öğretim görevlisi ve profesör olarak çalıştığı dönemde, büyük ölçüde unutulmuş İnka şehri Machu Picchu'yu yeniden keşfetti. 1908 yılında Santiago, Şili'de düzenlenen Birinci Pan Amerikan Bilim Kongresi'nde delege olarak görev yapmıştı. Peru üzerinden eve dönerken, yerel bir vali onu Kolomb öncesi Choquequirao şehrini ziyaret etmeye ikna etti. Bingham keşfedilmemiş İnka şehirleri karşısında heyecanlandı ve amaçlarından biri İnkaların son başkentini aramak olan 1911 Yale Peru Keşif Gezisi'ni düzenledi. Yerli halkın rehberliğinde, "Eromboni Pampa" olarak adlandırdığı Vitcos (o zamanki adıyla Rosaspata) ve Vilcabamba'yı (o zamanki adıyla Espíritu Pampa) yeniden keşfetti ve doğru bir şekilde tanımladı. 24 Temmuz 1911'de Yerel çiftçi Melchor Arteaga, Bingham'ı, yakın vadide yaşayan az sayıda insan dışında herkes tarafından büyük ölçüde unutulmuş olan Machu Picchu'ya götürdü.


[9] Moray: Arkeolojik alan 3500 m. yükseklikte bir ovada yer alır ve dağlarla çevrilidir, bu nedenle iklim aynı zamanda ılıman ve kuraktır. Tarım için mükemmeldir. Ancak arkeolojik alan, mimari türü nedeniyle farklı mikro iklimlere sahiptir, bu nedenle İnka imparatorluğu döneminde tarımsal araştırmalar için idealdi, bugün bile sıcaklığı açıkça ayırt edebilirsiniz. Moray'da sıcaklık yılın mevsimine göre değişir, yağmur mevsimi (Ekim-Mart) yağmurların sık yağdığı aylardır, bu nedenle iklim gündüzleri 20 °C, geceleri ise 7 °C arasında değişir. Kurak mevsim (Nisan-Eylül) güneşli günler, açık gökyüzü, yağmurun hiç yağmadığı, gündüzleri sıcaklığın 21 °C'ye, geceleri ise 1 °C'ye kadar yükseldiği mevsimdir. Moray muhtemelen farklı rakımlarda ürün deneylerinin yapıldığı bir İnka tarımsal araştırma merkeziydi; teraslarının düzeni, eşmerkezli dairesel terasların merkezinin daha yüksek bir sıcaklığa sahip olduğu ve dışarıya doğru giderek daha düşük sıcaklıklara indiği, böylece 20 farklı mikro iklim türünü simüle eden bir mikro iklim gradyanı üretmektedir. Moray'ın sadece Urubamba Vadisi'nde değil, Tahuantinsuyo'nun farklı bölgelerinde de tarımsal üretimin hesaplanması için bir model olarak hizmet etmiş olabileceğine inanılmaktadır. Büyük huniyi [Qechuyoq] çevreleyen terasların [andenes] mikro iklimleri, her biri kendi mikro iklim özelliklerine sahip dört bitişik seviyeden oluşan sektörler halinde dağıtılmıştır. Alttaki dört teras (1,2,3,4) [Sektör I] daha nemlidir ve daha yüksek su buharlaşması nedeniyle daha düşük toprak sıcaklıklarına sahiptir. Sektör II'deki terasların toprakları (5,6,7,8. seviyeler) 2° veya 3 °C'lik daha yüksek yıllık ortalama sıcaklıklara sahiptir. Sektör III'tekiler (9,10,11,12), mevsimler boyunca güneşe maruz kalmadaki değişkenliğe göre daha yüksek veya daha düşük sıcaklıklara sahiptir. Mikroklimatik farklılaşmanın en yüksek olduğu aylar kurak mevsim (Mayıs, Haziran, Temmuz) ve ekim mevsimidir (Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım). Ekim ayı boyunca, komşu topluluklardan yüzlerce insan Moray Raymi veya Güneş Festivali'ni kutlamak için Moray'ın dairesel teraslarına akın eder. Şenlikler toprak, ürünler ve tarımsal işlerle ilgili folklorik dansları içerir.






 
 
 

Comments


bottom of page